Yük Hayvanları Gerçeği

Tıngır mıngır nostaljik zevkin altındaki katmerli acı

Tıngır mıngır nostaljik zevkin altındaki katmerli acı

Atların yokuş yukarı yollarda devasa bir yük taşımasının nostaljik heveslerle de, 'ekmek parası' söylemiyle de aklanamayacağı artık sır değil. Tıngır mıngır nostaljik zevkin altında yatan katmerli bir acı var. Ve bu acı 'afakî' olmaktan son derece uzak!


Aynur Tekin

DUVAR – Atların maruz kaldığı kötü muamele ve faytonlara ilişkin tartışma dinmek bilmiyor. Son olarak, Faytoncular Odası bir bildiri hazırlayarak bazı STK’ların ve basın kuruluşlarının halkı yanlış bilgilendirdiğini ve menfi propaganda yaptığını iddia etti. Faytona koşulan atların maruz kaldığı kötü muameleye dikkat çekmek için kampanya yürüten Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) kendilerine postayla gönderilen bildiriyi ‘Faytoncular Odasından Haytap’a: Bizimle uğraşmayın, biz de sizle uğraşırız!’ notuyla duyurunca, konu Twitter’da en çok konuşulanlar arasına girdi ve pek çok aktivist ismin de desteğini aldı.

‘ATLARA DAİR HABERLER AFAKİ’ SAVUNMASI

HAYTAP Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat Duvar’a yaptığı açıklamada, bildirinin geçen hafta bizzat HAYTAP’ın İstanbul Ofisi’ne gönderildiğini belirtiyor. Bildiride, ‘atların mağdur edildiğine ve kötü muameleye maruz kaldığına dair haberlerin belge veya bilgiye dayanmadığı ve afakî olduğu’ öne sürülüyor. Bildiriye göre, faytoncuların faaliyetlerinin tümü yasal. Atlar özel bakım ve ilgiyle besleniyor, yine aynı ihtimamla faytona koşuluyor. Faytoncular Odası, bildiride hem STK’ların düzenlediği kampanyaların hem de ‘yanlış ve yanlı” haberlerin ‘yasal çerçeve içinde yürütülen ticari faaliyeti engelleyici bir suç olduğu’nu vurgulayıp fayton işletmecilerinin uğradığı zararın da tazmin edilmesini istiyor.

‘VEGAN OLMAYAN ÜLKELER’ MÜCADELE ETMESİN Mİ!

Dahası, bildiride ‘içinde bulduğumuz ülkenin kültüründe vejetaryen ve veganlığın olmadığı’ ifade edilmiş; bu sebeple de fayton karşıtlığının ‘beyhudeliğine’ kaanat getirilmiş: “Bazı kültürlerde vejetaryenlik ve veganlığı özendirici destekleyici ve hatta aksini yasaklayıcı yaptırımlar bulunmaktadır. İçinde bulunduğumuz ülke ve kültür dünyasında tüm hayvanlar için geçerli böyle bir yasak yoktur. Hangi tür hayvanın hangi koşullarda ne şekilde çalıştırılabileceği ya da besin malzemesi olarak ne şekilde kullanılabileceği belli alışkanlıkların ötesinde yasalar, yönetmelik ve ilgili mevzuatta tanımlanmıştır.”

Sanıyorum ki burada dini ya da kültürel sebeplerle et yemeyen toplumlar kast ediliyor… Fakat bu, fayton karşıtlığı için çok geçerli bir ölçüt olmasa gerek. Eğer öyle olsaydı, dini ya da kültürel değerlerinde vejetaryenlik yahut veganlık olmayan pek çok ülkede atların çalıştırılmasına karşı bir mücadeleden söz edilemezdi…

FAYTONCULAR ODASINDA KAPIYI AÇAN YOK

İlk olarak telefonla ulaşmaya çalıştığım Faytoncular Odası’ndan yanıt alamayınca, sorularımı sormak için Büyükada’nın yolunu tuttum. Fakat kapıyı açan olmadı. Faytoncular Odası ile konuşma isteğim hâlâ geçerli. Belki, bu haberden sonra dönüş yapıp yayınladıkları bildiriyle ilgili sorularıma yanıt verirler.

‘FAYTONLAR KADEMELİ OLARAK KALDIRILSIN’


HAYTAP’ın çözüm önerisiyse şu: Faytonlar kademeli olarak kaldırılsın ve yerine elektrikli fayton konulsun.

Faytonlarla ilgili bütün sorumluluk İSPARK ve UKOME (Ulaşım Koordinasyon Merkezi)’ye ait. Dört yıl önce UKOM’nin hazırladığı raporda atların sağlık, bakım ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmadığına ve atların yüzde 30’nun barınaklardan yoksun olduğuna dikkat çekilmişti. Ayrıca, adalardaki faytonların turistik ve nostaljik bir araç olmanın ötesinde toplu ulaşım aracı olarak kullanıldığı da belirtilmişti.

İBB’DEN YANIT YOK

Rapor doğrultusunda Büyükada, Heybeliada ve Burgazada’da 40 adet elektrikli faytonun faaliyete başlayacağı ve atlı fayton sayısının azaltılacağı duyurulmuştu. Fakat bu karar İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Adalar Belediyesi arasındaki anlaşmazlık sebebiyle uygulanamadı. Elektrikli faytona geçişle ilgili son durumu öğrenmek için iletişime geçtiğim İBB, konuyla ilgili henüz bir açıklama yapamayacaklarını söyledi ve sorularımı yanıtsız bıraktı.

ELEKTRİKLİ FAYTON HAYAL DEĞİL

Elektrikli faytona kademeli geçiş projesi için harekete geçen Referans Otomotiv, 2008 yılında Fayoto markası altında ilk yerli elektrikli faytonu üretmiş. Firma yetkilisi İbrahim Övünç Mertoğlu hem Adalar Belediyesi hem de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin elektrikli faytona büyük ilgi gösterdiğini söylüyor. Hatta üretilen elektrikli faytonlardan biri, bir dönem Adalar Belediye Başkanı’nın makam aracı olarak da kullanılmış. Mertoğlu, Adalar Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasındaki sorunlar nedeniyle elektrikli faytona geçiş projesinin gerçekleşmediğini ve bu projeyle ilgili çeşitli kamu kuruluşlarıyla görüşmelerini sürdürdüklerini söylüyor.

ELEKTRİKLİ SİSTEM KULLANICI İÇİN MALİYETSİZ


Altı saatlik sarjla yaklaşık 70 km yol alabilen Fayoto, saatte 40 kilometre hızla gidiyor. Nostalji düşkünleri için tasarlanmış fener tipinde LED aydınlatma sistemiyle gece sürüşleri için de elverişli. Mertoğlu, elektrikli faytonun ekonomik faydalarını şöyle sıralıyor: “Elektrikli faytonda at olmadığı için veteriner, barınak, yem, ilaç gibi masraflar ortadan kalkıyor ve orta vadede kendini amorti ediyor. Çünkü elektrikli sistemin kullanıcıya hiçbir maliyeti yok.”

YATIRIM MALİYETİNİ İKİ SENEDE ÇIKARIYOR

Seri üretimi söz konusu olmayan elektrikli faytonlar tamamen el işçiliğiyle sekiz kişi tarafından yaklaşık 30 gün gibi bir sürede üretiliyor. Atlı faytona oranla ilk yatırım maliyeti daha yüksek olsa da, kullanım süresi dahilinde hiçbir malzemeye gerek duyulmadığı için yatırım maliyetini yaklaşık iki sene içerisinde amorti ediyor.

‘PRESTİJE ZARAR’

Mertoğlu; Ankara, Bursa, Gaziantep, İstanbul ve İzmir Tirebolu Belediyelerinin elektrikli fayton kullandığını ifade ediyor ve şöyle diyor: “Atların günümüzde iş gücü olarak kullanılması ve ilkel şartlarda yaşatılması hem adaların hem de İstanbul’un prestijine zarar veriyor. Adalarda sembolik olarak belirli sayıda atlı fayton ile elektrikli faytonun aynı anda hizmet vermesi sorunları çözebilir. Bu konuda İstanbul Büyük Şehir Belediyesi ile temaslarımız devam ediyor, fakat henüz bir karar verilmiş değil.”

YURTDIŞINDA DURUM NASIL?

Adaların dar ve yokuşlu caddelerinde yaz kış demeden koşan atlar, özellikle sıcak yaz günlerinde çatlayarak ölüyor. Kulağa korkunç gelse de gerçek bu. Adalardaki atlar, Avrupa’daki örneklerinden farklı olarak düz bir zeminde ya da kısa mesafeler arasında yol almıyor. Yokuş yukarı çok ağır bir yük taşıyor ve uzun bir mesafe kat ediyorlar.

HER YIL EN AZ 400 AT ÖLÜYOR

Faytona Binme-Atlar Ölüyor’ kampanyasının yürütücülerine göre, adalarda her yıl en az 400 at fazla çalıştırılma, kötü muamele ve fayton kazalarında yaşamını yitiriyor. Çeşitli reformlarla atların çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi çözüm önerileri bir yana, bir hayvanın üzerinden para kazanmak da başlı başına bir sorun… Kanada Montreal’de turistik amaçla kısa mesafelerde ‘iyi’ muamele gören atlarla kullanılan faytonlar, hayvan hakları savunucularının yürüttüğü kampanyayla kaldırıldı. Karar bir yıl sonra yeniden değerlendirilecek ve faytonların trafiğe çıkıp çıkmayacağına karar verilecek.

Atların yokuş yukarı yollarda devasa bir yük taşımasının nostaljik heveslerle de, ‘ekmek parası‘ söylemiyle de aklanamayacağı artık sır değil. Tıngır mıngır nostaljik zevkin altında yatan katmerli bir acı var. Ve bu acı ‘afakî‘ olmaktan son derece uzak!

 

At yarışları da hayvan hakları ihlalidir!

At yarışları da hayvan hakları ihlalidir!

 

Yaklaşık bir saat süren televizyon programını izlemek için;


http://www.youtube.com/watch?v=bCnhJTOncAw


Son Güncelleme ( Çarşamba, 17 Ağustos 2016 10:22 )

Faytoncular Odasından Haytap'a : Bizimle uğraşmayın , biz de sizle uğraşırız !

Faytoncular Odasından Haytap'a : Bizimle uğraşmayın , biz de sizle uğraşırız !

 

Son Güncelleme ( Salı, 09 Ağustos 2016 11:49 )

Siz seçim derdindeyken katırlar hala öldürülüyor

Siz seçim derdindeyken katırlar hala öldürülüyor
Yaklaşık bir aydır süren zulüm, katırlar için henüz sona ermedi. Yöre halkının gerektiğinde bazen ambulansı, arabası, çeyiz sandığını taşıyan yüklüğü, bazen de yoldaşı olan bu fakir fukara katırlar, hala ateş altında.

Uludere’de "kaçakçılığa gitti" bahanesiyle zavallı hayvanlar hala yaylım ateşi altında tutuluyor. Öyle ki, sanki bu hayvanlar devleti soydu, bir çocuğa/kadına tecavüz etti ya da gasp yapıp insanları sürükleye sürükleye öldürdü! İnsaf!

Katır ne anlar kaçakçılıktan, Türklükten, Kürtlükten?

Geçen akşam, katırların bir çoğuna açılan ateş sonucunda zavallı hayvanların ağır yaralandığı haberleri kulağımıza gelmeye başladı. Askerlerin açtığı ateş sonucunda, hayvanların çoğu ulaşılamayan bölgelerde ayaklarından yaralanmış ve yürüyemiyorlarmış. Zavallı hayvanlar, o soğuk havada can çekişerek ölümü bekliyorlar.

Suçlu olarak gördükleri halka ceza vermek için sahip oldukları zavallı katırları kullanan zihniyet, tıpkı apartmanda şehirli komşunun sevmediği bir diğer komşusunun köpeğini tahliye ettirmeye çalışan adamla aynı zihniyette gibi...

Halk televizyonlar karşısında kitlenmiş, "kim milletvekili olacak?" diye hayallere dalarken, ülkenin gözlerden uzak bu ayıbı dağlarda can çekişerek yetkililerin insafa gelmesini bekliyor.

Tarım Bakanlığı ve Şırnak Valiliği kaçakçılığı bahane ederek katırlar için ölüm kararını veriyor. Daha önce de söylediğimiz bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Madem zavallı hayvanların sahipleri suç işliyor, suçluları cezalandırmak için bu hayvanlardan ne istiyorsunuz? Hayvanlar acı çekeceklerine, olay yerinden uzak bir Anadolu köyüne gönder hepsini en azından ordaki köylüler sahiplenir ve iyi bakarlar bu hayvanlara. Çok mu zor bunu yapmak?

Bu topraklar kan görmek istiyor. Buna karar verenler zekasıyla bulamadıkları çözümü parmağının ucundaki tetikle sonlandırabileceğini düşünüyorlar. İşte insanların içindeki nefret ve öfkeyi bu olay daha çok kamçılıyor. 

Göz göre göre acılı ölüm bu kadar kolay mı?
İnanmazsınız belki ama yaralanan hayvanların bazıları yollarını bulup tek başlarına kasabaya kadar gelebiliyorlar. Peki ya yürüyemeyecek olanlar, yardım bekleyenler ya da uçurumdan metrelerce aşağı düşenler? Onların ne suçu var? Göz göre göre acılı ölüm bu kadar kolay mı? 

Tarım Bakanlığı morfolojik olarak uygunsuz bulduğu hayvanları, Anadolu’nun yapısına aykırı ilan ediyor ve bu nedenle bilimsel açıdan dünyaya rezil oluyor. Bu karara imza atmasının altında yatan neden ise suçlulardan intikam almak.

Gümrük Bakanlığı konu hakkında "tereddütsüz ölüm" derken, İçişleri Bakanlığı ise "kaçakçılıkla mücadelede kaçınılmaz zayiat" bahanesini bulup kapatıyor konuyu. 

Bazı insanlar da diyecek ki şimdi "insanlar ölüyor siz ne için uğraşıyorsunuz?". Fakat biz insanlar ölsün demiyoruz ki zaten, sadece "suçsuz hayvanların hayatını bile umursamadığımız için insanlar ölüyor" diyoruz.

O katırlar ki, köylerde nice kadını düğün alayı eşliğinde yeni hayatlarına, hayat verdikleri çocuklarını doğurmaları için hastaneye taşıdı. Kimi zaman ise sofraya ekmek koymaları için insanları sınır yolculuğuna çıkardı. Ve gerektiğinde IŞİD’in zulüm ettiği ve yaktığı insanlarla aynı kaderi paylaşmak istemeyen insanları sınırlardan yeni hayatlarına taşıdı. O zavallı hayvanlar, dört yıl önce olan bir bombalama ardından aralarında çocukların da bulunduğu 34 insanı sınırdan taşıdığını da biliyor muydunuz? Yani ambulans bile yollamaya tenezzül etmeyen devletin ayıbını taşıdıklarını... Kürt, Türk, Ezidi, Türkmen vs. herhangi bir millet ya da ırk ayrımı barındırmaksızın insanları sırtlandıklarını ve ve bazen de annelere evlatlarının parçalarını getirdiklerini...

Peki biz ne yapıyoruz bu hayvanlara? Hala ateş açtırıyoruz...

Bakanlığın ve Valiliğin almış olduğu bu karardan ellerine vicdanlarına götürerek rücu etmesini bekliyoruz. Siyasetin de üstünde ses çıkartıp o hayvanların sesi olmaya çalışıyoruz. Ve siz bu satırları okurken, köylülerin iddiasına göre zavallı bir katır hala sıfır noktasında “No Man’s Land” denilen bir yerde yaralar içinde yardım bekliyor. Yok mu hala parti başkanın ağzına bakmaktan başka bir işi olmayan bir milletvekili adayı ya da gidip onları oradan alıp kurtaracak? Yetmedi mi bu kadar “canların” acısı?

Av. Ahmet Kemal Şenpolat

HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu Hukuk Danışmanı

 

Son Güncelleme ( Cuma, 13 Mayıs 2016 11:44 )

Zavallı katırların ne suçu vardı?

Zavallı katırların ne suçu vardı?
Soma’daki köylülere, Karaman’daki maden işçilerine, Karadeniz’in bir köyüne sahiplendiremez miydik? Madem bu hayvanlar da teröristti ya da hastaydı, başları ağrıyor mu, ayakları sakat mı, karınları aç mı diye bakamaz mıydık? Emir eri olmayan vicdanlı bir veteriner yollayamaz mıydık?

Hepsi emekçi... Hepsi yük hayvanı… Hepsi bir lokma ekmek için kendisine verilen emirleri itirazsız yerine getiren fukara… Hiçbirisi için din, milliyet, ırk, sınır, ülke gibi kavramlar yok… Sırtına ne koyarsan taşırlar… Ne karınları ağrıdığı zaman veteriner isterler, ne de susadıkları zaman su, ne küçücük bir ağrı kesici ilaç!

 

Bir günün diğerinden farkı yoktur. Gençken en zorlu bayırları dağları tırmanırlar. Traktörün, kamyonun geçemediği yerlerden üzerlerindeki kilolarca yükle geçerler. Oysa, gelin görün ki bizim devlet büyükleri üzerlerindeki taşıdıkları yükten, geçtikleri sınır ötesinden dolayı sahiplerini değil onları suçlayıp idama mahkum ettiler. Sanki başka şansları var mıydı? Sanki taşıdıkları yük kendi azıkları mıydı?

Tesadüfen doğmuş oldukları coğrafyanın şansızlığı, kaderi; tıpkı insanlarında, tıpkı ağaçlarında, tıpkı kendini savunamaz doğasında olduğu gibi onlara acı bir şekilde fatura edildi. Acımasızca kurşuna dizilip idam edildiler. Oysa onlar için ülke, sınır, din, dil, milliyet, ırk, ticaret, konişmento, kaçakçılık gibi biz insanlara özgü kavramlar hiçbir zaman olmadı. Kendilerine ne görev verdilerse yapmak azmiyle yola çıktılar. İnsana, iyilik yapmanın bedelini çok acı bir şekilde, karlı dağlarda kurşunla vurularak, can çekişe çekişe ölerek verdiler.

Eminim bu zavallıcıkların hepsi cennete gittiler, şeytan bile o gün boynunu önüne eğdi de, biz hala devletin bekası (!) için katlettik diyoruz... Ne ayıp... Ne utanç verici! Zavallı katırcıklar katledilince devletin bekası kurtuldu. Uygar dünyada yerimizi aldık.

Soma’daki köylülere, Karaman’daki maden işçilerine, Karadeniz’in bir köyüne sahiplendiremez miyidk? Madem bu hayvanlar da teröristti ya da hastaydı, başları ağrıyor mu, ayakları sakat mı? karınları aç mı diye bakamaz mıydık? Emir eri olmayan vicdanlı bir veteriner yollayamaz mıydık? 
Bu kadarını bile yapmaktan uzak, şiddet ile doğup intikam dürtüsü ile nefes alan bir toplum, bu şekilde zavallı hayvanlar üzerinden bile intikam duygularını tatmin ettikçe cennete gitmeyi bile haketti mi sizce? Yaptıkları dualar, Allah'a yakarışlar, kıldıkları cumalar, kestikleri kurbanlar, verdikleri zekatlar, tövbeler, bu emri verenleri cennete yaklaştırır mı sizce?

O zavallı fukaralar affedecek mi sizce?

Uludere'de katırların öldürülmesine tepki

Av. Ahmet Kemal Şenpolat

HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu Hukuk Danışmanı

 

Son Güncelleme ( Cuma, 13 Mayıs 2016 11:46 )

Sayfa 1 > 4

opencart tema opencart temaları