Hayvan Sevmeyenlere Hizmet : Hayvan Bakımevleri

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
Mevcut Hayvanları Koruma Yasası ve Yönetmeliklerine göre belediyeler hayvanların doğalarına uygun olacak şekilde bakımevi kurmakla, sahipsiz sokak hayvanlarını aşılayıp, kısırlaştırıp öncelikle aldığı yere bırakmakla yükümlüdür
.
HAYTAP, binlerce hayvanın doldurulacağı, ", DEVASA, ÖLÇEKLİ BİNLERCE HAYVANIN TOPLANACAĞI " bakım evlerine başından beri karşıdır.

Bunun yerine, gölgelikli , kapalı açık alanlı, ağaçlı bahçelerden oluşan, toprak zeminli " mağdur, sakat, kör, güçten düşmüş , hatta terk edilmiş, , işkence travması yaşamış hayvanlar" için olan ORTA ve KÜÇÜK ÖLÇEKLİ, insana ve hayata yakışan, gönüllülerin orada yaşayan canlılarla birebir ilgilenebildiği fonksiyonel bakımevlerinin her ilçede , tüm hayvanları da kapsayacak şekilde olması gerektiğine inanmaktadır.

Öte yandan kimsesiz hayvan sorunu sadece kedi ve köpeklerden değil , yük hayvanları başta olmak üzere mağdur ve güçten düşmüş tüm hayvanları kapsamalıdır. Bu gibi yerler inşa edilirken kendisini hayvansever sıfatını bürümüş kişilerden değil , işin uzmanı olan bakımevi veteriner hekimlerinden yazılı görüş alınmalı , aklı başında gönüllülerden fikir alınmalı , bu merkezler konusunda uzman hocaların kontrolü altında inşa edilmeli , ülkedeki diğer tecrübelerden faydalanılmalıdır . Çünkü her hayvanseverin , her kendisine "ben derneğim" , "ben komisyonum" " ben şu partinin hayvan şeysiyim" diyen kişilern görüşleri bile birbiri ile çatışmalı olduğu da ortadır. 

İBB' nin Sarıyer Kısırkaya' da inşa ettiği beton kafeslerden fayanslı alanlardan oluşmuş devasa alan ürkütücüdür , " hayvan sevmeyenlere" hizmet edecekmiş gibi gözüken , mahallesinde sosyalleşmiş bir hayvanı bile istemeyen şikayet ve toplama yeri intibaını vermektedir. Mahallelerimizde sosyalleşmiş , yıllardır bizlerle beraber yaşayan , kırmızı ışıkta duran , nereden su içmesi gerektiğini bilen , sığınacak yerini bulan , kimseye yük olmayan sağlam hayvanların dahi toplatılacağı kaygısını bizlerde uyandırmaktadır. 

Özellikle bu gibi yerler açılırken mutlaka basit kısırlaştırma ameliyatları için değil aynı zamanda trafik kazası geçirmiş yaralı ve güçten düşmüş tüm mağdur hayvanları kapsayacak hatta hayvan ambulansı teşkilatı dahi olan , merkezdeki ilçe bakımevleri ile koordinasyonu olan , ilçeler arası hangi belediye iktidarda olursa olsun "bari bu konuda " siyasi parti ayırımı gözetmeksizin koordinasyonlu bir hizmet murad edilmelidir. 

Ayrıca , sosyal medyada hiçbir delile dayanmadan "hayvanların laboratuvarlarda kullanılacağı , deney merkezlerine gönderileceği ya da kimsesiz hayvanların yakılacağı" gibi komplo teorilerini güya kamuoyu yaratmak için kullanan hayvanseverlerin (!) söylemlerini de federasyon olarak gayriciddi buluyoruz. Bu komplekste yapılmış şu kadarcık doğru bir şey de varsa , hiçbir dernek sosyal medyada hırpalanmayı gözönüne alamayacağı ama tersine saldırmayı tercih edeceği için bu güzellikleri de itiraf edemeyeceği de bir gerçektir. 

Her zaman söylediğimiz gibi sokak hayvanı sorunu yoktur , sokak hayvanlarıNIN sorunu vardır. Konuya bu açıdan yaklaştığımız zaman , petshop trafiğini , yurtdışından kaçak girişleri , internet üzerinden hayvan satışlarını , kontrolsüz üretim çiftliklerini durdurmak üzere adımları yetkili makamlar atmadığı sürece , ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun , bu gibi çalışmalar her zaman sorunu öteleyici olmaktan öteye gitmeyecektir.

Diğer yandan hiçbir şekilde de mera arazisi olan bu bölgenin hayvan bakımevi adı altında imara ve betolaşmaya açılmasına aracı olması karşısında da uyanık olduğumuzu kamuoyunun bilmesini isteriz.

Örnek bakımevinin nasıl olması gerektiğini merak edenler web sitemize bakabilir.

 

Hayvan Sevmeyenlere Hizmet :

 

 

 

Mevcut Hayvanları Koruma Yasası ve Yönetmeliklerine göre belediyeler hayvanların doğalarına uygun olacak şekilde bakımevi kurmakla, sahipsiz sokak hayvanlarını aşılayıp, kısırlaştırıp öncelikle aldığı yere bırakmakla yükümlüdür
.
HAYTAP, binlerce hayvanın doldurulacağı, ", DEVASA, ÖLÇEKLİ BİNLERCE HAYVANIN TOPLANACAĞI " bakım evlerine başından beri karşıdır.

Bunun yerine, gölgelikli , kapalı açık alanlı, ağaçlı bahçelerden oluşan, toprak zeminli " mağdur, sakat, kör, güçten düşmüş , hatta terk edilmiş, , işkence travması yaşamış hayvanlar" için olan orta ve küçük ölçekli, insana ve hayata yakışan, gönüllülerin orada yaşayan canlılarla birebir ilgilenebildiği fonksiyonel bakımevlerinin her ilçede , tüm hayvanları da kapsayacak şekilde olması gerektiğine inanmaktadır.

Öte yandan kimsesiz hayvan sorunu sadece kedi ve köpeklerden değil , yük hayvanları başta olmak üzere mağdur ve güçten düşmüş tüm hayvanları kapsamalıdır. Bu gibi yerler inşa edilirken kendisini hayvansever sıfatını bürümüş kişilerden değil , işin uzmanı olan bakımevi veteriner hekimlerinden yazılı görüş alınmalı , aklı başında gönüllülerden fikir alınmalı , bu merkezler konusunda uzman hocaların kontrolü altında inşa edilmeli , ülkedeki diğer tecrübelerden faydalanılmalıdır . Çünkü her hayvanseverin , her kendisine "ben derneğim" , "ben komisyonum" " ben şu partinin hayvan şeysiyim" diyen kişilerin görüşleri bile birbiri ile çatışmalı olduğu da ortadır. 

İBB' nin Sarıyer Kısırkaya' da inşa ettiği beton kafeslerden fayanslı alanlardan oluşmuş devasa alan ürkütücüdür , " hayvan sevmeyenlere" hizmet edecekmiş gibi gözüken , mahallesinde sosyalleşmiş bir hayvanı bile istemeyen şikayet ve toplama yeri intibaını vermektedir. Mahallelerimizde sosyalleşmiş , yıllardır bizlerle beraber yaşayan , kırmızı ışıkta duran , nereden su içmesi gerektiğini bilen , sığınacak yerini bulan , kimseye yük olmayan sağlam hayvanların dahi toplatılacağı kaygısını bizlerde uyandırmaktadır. 

Özellikle bu gibi yerler açılırken mutlaka basit kısırlaştırma ameliyatları için değil aynı zamanda trafik kazası geçirmiş yaralı ve güçten düşmüş tüm mağdur hayvanları kapsayacak hatta hayvan ambulansı teşkilatı dahi olan , merkezdeki ilçe bakımevleri ile koordinasyonu olan , ilçeler arası hangi belediye iktidarda olursa olsun "bari bu konuda " siyasi parti ayırımı gözetmeksizin koordinasyonlu bir hizmet murad edilmelidir. 

Ayrıca , sosyal medyada hiçbir delile dayanmadan "hayvanların laboratuvarlarda kullanılacağı , deney merkezlerine gönderileceği ya da kimsesiz hayvanların yakılacağı" gibi komplo teorilerini güya kamuoyu yaratmak için kullanan hayvanseverlerin (!) söylemlerini de federasyon olarak gayriciddi buluyoruz. Bu komplekste yapılmış şu kadarcık doğru bir şey de varsa , hiçbir dernek sosyal medyada hırpalanmayı gözönüne alamayacağı ama tersine saldırmayı tercih edeceği için bu güzellikleri de itiraf edemeyeceği de bir gerçektir. 

Her zaman söylediğimiz gibi sokak hayvanı sorunu yoktur , sokak hayvanlarıNIN sorunu vardır. Konuya bu açıdan yaklaştığımız zaman , petshop trafiğini , yurtdışından kaçak girişleri , internet üzerinden hayvan satışlarını , kontrolsüz üretim çiftliklerini durdurmak üzere adımları yetkili makamlar atmadığı sürece , ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun , bu gibi çalışmalar her zaman sorunu öteleyici olmaktan öteye gitmeyecektir.

Diğer yandan hiçbir şekilde de mera arazisi olan bu bölgenin hayvan bakımevi adı altında imara ve betolaşmaya açılmasına aracı olması karşısında da uyanık olduğumuzu kamuoyunun bilmesini isteriz.

Örnek bakımevinin nasıl olması gerektiğini merak edenler web sitemize bakabilir.

 

Türkiye’de birkaç iyi örnek dışında binlerce bakımevinin  durumu çok ama çok kötüdür.

 

Fakat konuyu bilmeyen ya da hayvanını terketmeye zaten meğilli insanlar üçüncü şahıslara karşı oluşturulan bu merkezler sanki sokağındaki hayvandan memnun olmayan hayvansevmeze hitap eden merkezler gibi algılanmaktadır. Yani mahallemdeki hayvandan şikayet ettiğimde nasıl olsa bir hayvan bakımevi var , ilgililer gelir alır bir daha da bu hayvanı buralarda görmem.

 

Halbuki bu merkezlerde bu kimsesiz hayvanların değil ilacı , veteriner hizmetleri yemeği suyu bile düzenli gelmemektedir.


Yerel yöneticiler ise kaldırım taşını değiştirmeyi bakımevlerinde yaşanan drama son vermeye tercih etmektedirler..

 

Orada binlerce can nefes almakta , hayata tutunmaya bile zorlanırken gözlerin bu zulme kapatılması tamamen merhametsizliktir.

 


Kısırlaştırma yapılmadığı ve yurda kaçak olarak giren hayvanların önü kesilmediği sürece  adını daha bilemediğimiz bir çok yerde cins kedi köpeklerle buralar dolmaya devam edecektir. Bakımı yapılan , kısırlaştırılan , aşılanan hayvanlar yerine bırakılmalıdır. Musluk ana vanadan kapatıldıktan sonra zaten kimsezi hayvan da kalmayacaktır. Ancak tavandan su akmaya devam ettiği sürece ne bakımevleri ne kısırlaştırmalar ile de yerdeki suyu temizlemek bu şekli ile mümkün değildir. 


5199 sayılı yasada tanımlar bölmesinde HAYVAN BAKIMEVİ tanımlanmamasına rağmen bu kavramın ileriki madde değişikliklerinde de bu şekliyle geçtiği görülecektir. Uygulamada hayvan bakımevleri birer sağlık ocağı , veterinerlik ofisi , klinik hatta rehabilitasyon merkezi olarak çalışması gerekirken , bu merkezler maalesef insanlar tarafından terkedilmiş bir çok sağlıklı kedi ve köpeğin bulunduğu , “hayvan barınağı” adı altında çok kötü şartlarda ve adeta bu hayvanların yaşamaya mahkum edildiği , mekanlar haline dönüşmüştür. 

Halbuki , hayvan bakımevine gelen tüm hayvanların tedavilerinin yapıldığı birer küçük hastane olması asıldır. Barınak olarak algılanıldığında hem buraya gelen yardıma ve bakıma muhtaç hayvanlar gerekli faydayı göremeyecek hem de insanlar barınaklara sahipli köpeklerini bırakmak konusunda teşvik edilecektir. Bakımevi müessesinin yardıma muhtaç hayvanlar olduğu sürece  uzun yıllar hizmet etmesi gereken yerler olması düşünülürken “barınak” kavramının kesinlikle en kısa zamanda kaldırılması ve pratik hayata bu şekliyle geçirilmemesi asıldır. Barınak kavramı bu haliyle kaldığı sürece , geçici hayvan severlik hissine kapılan insanlar tarafından da “ nasıl olsa devlet onlara bakar “ zihniyetiyle terk edilmeyi de teşvik etmektedir.

Çünkü bakımevleri  aşırı yoğunluktan ve kullanım amacının dışında adeta birer ölüm kampı , hayvanların adeta zorlukla yaşamaya mahkum olduğu , zorla nefes aldığı , gözlerden ırak birer işkence merkezi , haline gelmiştir. 

Olayın vehametini anlatmak için bir çift köpekten 6 yılda ortalama kaç köpek ürer eğer kontrol etmezseniz biliyor musunuz ? hadi tahmin edin…100 mü ? 500 mü ? 2500’e ne dersiniz ? abartıyorum galiba değil mi ? gelin şunu 5000 diyelim…ne kadar büyük bir rakam değil mi..düşünsenize kısırlaştırılmamış iki çift köpekten 5000 tane sokak köpeği üreyebiliyor…yani ortalama küçük bir kasaba boyutu kadar …..her yer it kedi dolabiliyor..bunun çözümü ise itlaf mı ? toplu zehirleme ya da vurarak kent ortasında katliam mı yapmak ? …siz zaten öldürmeye başladığınız zaman doğa yasası gereği onlar bir batında 4-5 tane yavru yapacaksa kendi türünü korumak için bu sefer bir batında 10-12 tane bile yavru doğurabiliyor….yani itlaf da etseniz , barınağa da tıksanız , onlara zulüm de yapsanız , yurtdışına da yollasanız , Büyükada’da atalarımızın yaptığı gibi oralara atıp aç da bırakıp birbirlerine parçalatsanız sorunu çözemiyorsunuz….Kaldıki bu durumlar çözüm olsaydı biz belki bu eğitime katkısı olsun 7sinden 70 ine herkes bilgilensin gözlerini kapamasın diye bu dergiyi bile çıkarmazdık değil mi ?  Bu yavrucaklar , bu masum canlara gözlerimizi kapamaz zorunda kalmaz içimizdeki merhamet duyguları bu kadar yoğun olmazdı…



Bu arada ben size samimi bir itirafta bulunayım mı…? Yukarıdaki rakamı lütfen 5000den altmışbine çıkarın…! Unutmuşum 5000’de  kalmış…6 yılda 60000 hayvancağız..sokaklarda barınaklarda trafik kazalarında…itlaf ekiplerinin zehirli iğnelerinde…Kısırlaştırma bile bu kadar sayı ile başa çıkamaz…hem maliyeti , hem emeği gereği…altı üstü iki kedi köpeği kısırlaştırmamanın ulaştığı rakamın korkunçluğunu size bir kez daha vurguluyorum…tam altmışbin…!


ÇÖZÜM :

Bu yazıda amacımız asla üzülmek şikayet etmek ağlama duvarı olarak birbirimize dertlerimizi anlatmak değil. Amacımız çözümü de göstermek.
O zaman okumaya devam edelim. Türkiye'ye kaçak yollardan ( yani ithal edilen ) getirilen yavru köpekler, 200 ila 1000 dolara satılsa da, hızla üremesi sonucu bir süre sonra sokak köpeğine dönüşmekte. Bu canların maliyeti ise özellikle bunları eski doğu bloku ülkelerinden getiren beş parasız pulsuz yattığı yerden para kazanan bayanlar sayesinde büyük bir ticarete dönüşmüş durumda. Bir başka deyişle , bunların maliyeti onlara ortalama 10-20 dolar arasında ve bu yavru canlar poşetler içinde havasız ortamlarda yurda kaçak olarak sokuluyor. Petshoplara geldiğinde ise bu köpekler zaten yavru olmalarının getirmiş olduğu sevimlilikle hemen satılıyor…

Satılamayan yavrular zaten sokaklarda…satılanları da benzer akıbet bekliyor..sonra bir bakıyorsunuz İsviçre Alplerinde yaşaması gereken St Bernard köpeği Marmaris’te sokak köpeği olmuş..

Neden ? sahibi bakamamış..yavru iken zevkini tatmış..canı sıkılmış..tüyü var , pisliği var , komşum istemiyor , çocuğum bakamıyor diyip kendini de kandırıp bir barınağın önüne atmış ya da sıcak bir iklim de çöplerden beslensin diye terk etmiş..


Bu köpek sonradan ne yapar ? ne eder ? sakatlanır mı ? ilacını kim verir ? kim bir daha sahiplenir diye düşünmek yok ? 

Sonra buyurun size 60000 tane cins sokak köpeği..itlafa hazır ..işkenceye hazır…kuduz vs gibi hastalıkların yayılmasına ve insan sağlığına tehdit…..

Biz  HAYTAP olarak  5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasasında değişiklik önerisi üzerinde uzunca süredir çalışıyoruz ve bu kaçak ithalatın/ihracatın durdurulması için yasa değişikliği vermeyi planlıyoruz. Tabii bu iş o kadar da kolay değil . bu işten , yani bu kanlı ve acımasız kapitalist ticaretten para kazanan , ekmek yiyen (!) bir o kadar da insan var..parasını kazandıktan ve yavru zevkini tadan insanlarımız oldukça da bunun önüne geçmek olası değil. 

Öte yandan siz nasıl yurtdışına istediğiniz köpeği götüremiyorsunuz bu ticaretin bu aşamaya gelmesine neden olan gümrüklerde çalışan görevlilerin de birkaç dolar rüşvet uğruna bırakın hayvan katliamını kuduz vs gibi ülke insan sağlığına verdiği zararı da düşünün…yani 10-20 dolar rüşvet için oluşan pazara bakın..devletin vergi kaybı bir yana..kaçak ithalat adeta “Nataşa”lar sayesinde körüklenmiş durumda ve onların üretmesine ve satmalarına izin verdikleri bu canlar sayesinde bu hanfendilerin 1 haftalık istanbul tatilleri de bedavaya gelmekte…Nasıl olsa Eminönü , Kadıköy , Surdibi gibi yerler sağolsun zabıtalarca o kadar işleri varken ! bir de itle köpekle mi uğraşacağız bu sıcakta diye  denetlenmemekte…ama belki ileride kendi çocuğunu sokakta ısıracak bir köpekten bulaşacak kuduz hastalığı bilinci olmayan devlet memurundan bunu mu düşünmesini bekliyorsunuz ? ya da bir kaymakamın kalkıp da ben görevimi yaptım benim altımdakiler yapmıyor diyerek kendisini kandırmasını mı beklemek gerekiyor ?

Artık bu döngü bir ticari sektör haline gelmiş durumda. Bu döngüden ciddi olarak para kazanan  tacir insanlar ortaya çıkmaya başladı. Düşünebiliyor musunuz ? bu zavallılar üzerinden para kazanma gafletinde bile bulunabilen insanlarla beraberiz her gün ? Sizce bunu binlerce fog balığını öldüren , kürk için hayvanları öldüren , balinları katledenlerden ne farkı var ? 

Maalesef son yıllarda Türkiye’de aydınların karşısına çıkan en büyük sorun da insanların içinde yaşamış bulunduğu hayat koşullarına göre bir tezat bulup onu yüzüne vurmaya çabalamak . Yani sırf kendini kandırmanın vicdani bir dayanağa oturması için  karşısındaki yapacağı böyle bir suçlama ile kendi ruhunu tatmin etmektir  Oysa bu memleketin sahip olduğu koskoca yüzyıllık çınarlarımız hala kesilmekte  , her yıl Kıbrıs adası büyüklüğünde verimli toprağımız denizlere erozyon nedeniyle dökülmekte  , köpeklerimiz kedilerimiz barınaklarda adeta bir nazi ölüm kampında yaşamaya mahkum edilmekte , atlarımız yenmek için mezbahalarda sıra beklemesi yasalar çıkarılmaktadır.. Yani bizler kendimizi kandırsak da , yaşanan gerçeklere gözümüzü kapasak da Erdek’te barınaklardan sorumlu bir bekçi can sıkıntısından köpekleri nişan tahtasına çeviriyor boş zamanında kovboyculuk oynuyor , belediye başkanı turizm sezonunu hayvanları zehirleyerek açıyor , Çorum’da hayvanlara tecavüz ediliyor , Diyarbakır’da barınak içinde hayvanlar açlıktan yeni doğurdukları hayvanları yemek zorunda bırakılıyor , Sivas’ta barınaklar bir türlü olması gerektiği olmadığı için hayvanlar birebirer işkence içinde can çekişiyor. Erdek’te , Ankara’da , İstanbul’da ve  yurdun dört yanında tüm canlara karşı acımasız katliam devam ediyor. 

İhaleyle barınak yönetmeye ve inşa etmeye kalkan ve bu işten her nasılsa kar elde etmek isteyen işini bilir , alaylı müteahitlerden tutun , yurtdışına gemiyle uçakla ( samur ,vizon ,pars ,ayı değil ) kedi köpek ihraç eden büyük iş adamlarına kadar… Hatta belediyelerden gelen paraları bilinçsiz olarak harcadıkları için ne kadar iyiniyetli olsalar da işi beceremeyen ama kendini kandıran , boş zaman eğlencesi olarak buralarda tutunmaya çalışanlar… Bu korkunç vahşi ticareti yapanların bahaneleri ise nasıl olsa hazır..: Ölüm kampı haline gelmiş barınaklar , Bu arada fırsat bulunca itlaf yapan belediyeler ve birbirini çekemeyen dernek yöneticileri. Yoksa yurtdışından gelecek ve sokak hayvanlarını öldürmek için “zehir” ya da kibar deyimiyle ötanazi ilacı almaya aracı olan , bunun karşılığında  paraya boğulmak için aracı olmak isteyen dernekleri mi söyleseydim ?

Ne kadar acıdır ki , tüm bu yaşananlara rağmen bir avuç “bilinçli ve bilimsel metodlarla olaya yaklaşan gönüllü canla başla ülkemizde tüm canların haklarının savunulması içinde mücadele etmekte , fakat ko-medyamız her olayda olduğu gibi olayın hep pembe haberleri ya da medyatik olduğunu düşündüğü kavgalı gürültülü imajlarını yansıtmakla kalmakta bu da ortalama doğa sever insanı bile onlardan soğutmaktadır. 


Tüm bu gizli sorunların yanında , ölüm ve işkence kampı haline gelen hayvan barınaklarıyla da sorun çözülemeyecektir. İthalat ve ihracat trafiği ile musluk tepeden akmaktadır ama bizler yeri  temizlemekle uğraşmaktayız. Yani , aslında tüm enerjimizi musluğu kesmeye adamamız gerekirken biz  hâlâ kendini hayvan sever diyen ancak belki sıradan vatandaştan hayvanlara daha fazla zarar veren kişilerin kaprisleri ile bilinçsiz olarak yapmış oldukları hataları temizlemekle zaman ve enerji kaybettiğimizi kime anlatabiliriz ? Hemen yanımızdaki  “bizden” olan arkadaşımıza mı ?. 

Küçük , insana özgü basit mücadeleler içinde aysbergin  su üstündeki yüzeyini bile görmek istemiyoruz. 
Bilgililerin ilgisiz , ilgililerin bilgisiz olduğu bu kısır döngüde insanlara gurur , onur , bağımsılık ve merhamet öğretmeden yatırım , kalkınma , ekonomi , ilerleme anlatmak her konuda olduğu gibi yalan ve sahte dünyalarımızda yaşamaya devam etmek istediğimizin , kendimizi kandırmaya devam ettiğimizin en güzel örneği olmaya devam etmektedir. 

İşte  tüm bu tespitleri gördükten sonra da ,  hayvan hakkından öteye YAŞAM HAKKINI savunmak o idealist dünyada bizlere bile utanç vermektedir.10/06/2007










 

opencart tema opencart temaları