Çiftlik Hayvanları Gerçeği

Çiftlik Hayvanlarında Acısız Kesim Nasıl Oluyor ? - Prof Dr Tamer Dodurga

Çiftlik Hayvanlarında Acısız Kesim  Nasıl Oluyor ? - Prof Dr Tamer Dodurga

Prof. Dr. Tamer Dodurga'nın katıldığı uzun soluklu televizyon programında ÇİFLTLİK HAYVANLARINDA ACISIZ KESİM konusunu konuştuk.

Hiç bilmeyen birisi için sistemin nasıl çalıştığını anlattık. Bu program kaydının tüm belediyelere, bilmeyenlere anlatıp ikna edebilmek açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

Gönlümüzden geçen tabii ki hayvanların hiç kesilmemesi... Fakat hayvanın çektiği acıyı minimuma indirebilmek açısından kendi bölgelerinizde bu konuyu da ele alınması gerekiyor.

Programda , bu konuda çalışacaklara , acısız kesim ile ilgili eğitimin nasıl verildiği , maliyeti , bu teknğin uygulandığı Çorlu Belediyesi 'ndeki uygulamalar  bir saat boyunca işleniyor.


Fırsatınız varsa lütfen izleyin. Program içeriğinde kötü görüntü bulunmamaktadır..O yüzden izlerken korkmanıza gerek yok.

Televizyon Programını İzlemek için tıklayınız...

Son Güncelleme ( Perşembe, 07 Eylül 2017 15:24 )

Çözüm: Acısız kesim

Çözüm: Acısız kesim

Hayvanlara yapılan bu vahşete son verin

İstanbul, 7 yıl önce...

Bir mezbahaya gittim ve hayvan kesimi izledim.

Aman Allah’ım.

Tarifi yok tanık olduğum vahşetin. Hayatımda gördüğüm en feci şeylerden biriydi. Derinden sarsıldım.

Utandım, insanlığımızdan utandım.

Nasıl acı çekiyordu o hayvanlar anlatamam. Ama yanlış anlaşılmasın, uzay üssü gibi bir tesisti.

Pek şık, pek modern. Kesim yerine gelince görevliler, “İsterseniz bakmayın” dediler, “Güzel bir manzara değil”... “Olur mu ben kesimi yazmak için geldim!” dedim.

Ve baktım. Sanırım orada, o gün gördüğüm görüntüler, bütün bir hayat boyu zihnimden silinmeyecek.  Ben bir katliam gördüm! Orada ve Türkiye’deki mezbahalarda bu katliam sürüyor. 7 yıldır da değişen bir şey olmadı. Bir kan gölüydü ortalık. Hani havaalanlarında bavulunu, çantanı bir banda koyarsın ya, öyle bir bant vardı. Koyunlar, art arda o banda konuluyordu. Orası ‘ölüme hazırlık bandı’. Ve o bant ilerliyor. Hayvanlar da tuhaf bir şekilde başlarına gelecek olanı hissediyorlar sanki, hepsinin gözünde inanılmaz bir korku.

Ve sonra, sıraları gelince, kasap -ama bana orada cellat gibi gelmişti- ayağına zincir geçiriyor, hayvan bir afallıyor, sendeliyor, bandın üzerine düşüyor. Diğer cellat da tutuyor ve hayvanın gırtlağını kesiyor.

Ama ne yazık ki o hayvanlar, ‘küt’ diye ölmüyor.

Tamam gırtlağı kesiliyor, kanı boşalıyor. Ama sen görüyorsun, can çekişiyor, debeleniyor, ölmemek için direniyor, her taraf kan içinde, o kan her yere sıçrıyor, ortalık kan gölü...

Ve bu işkence dakikalarca sürüyor.

Bazen 3, bazen 5 dakika.

Yazıktır, günahtır!

O kadar feciydi ki...

“Allah kahretsin!” diyorsun, “Olmaz olsun!” diyorsun, çığlıklar atmak istiyorsun.

Oysa Avrupa ülkelerinde ve bazı Müslüman ülkelerde hayvanların kesim öncesi bayıltılması 1997’den beri yasal bir zorunluluk. İşte bunun adı ‘ağrısız kesim’.

Bayıltınca ölmüyor, sadece kesilirken acıyı hissetmiyor.

Tamer Hoca, yani Profesör Tamer Dodurga, o zamanlar, İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı’ydı. Akademisyenliğe şimdi de devam ediyor ama aynı zamanda Tekirdağ Belediyesi’nde görevli, başkan yardımcısı. Müthiş bir adam.

Bu işin peşini hiç bırakmadı.

Eğer zaten bir gün bu ülke acısız kesime geçecekse, en çok emeği geçen insanlardan biri o. Bir süre önce beni aradı. Ve Tekirdağ Belediyesi’ne bağlı Çorlu mezbahasında acısız kesim uyguladıklarını söyledi. O istiyor ki, başka belediyelere de örnek olsun, bu acısız kesim yaygınlaşsın.

Birkaç gün önce... Klasik kesimi görmüş biri olarak, acısız kesimi de görmek için Hindistan uçağından iner inmez Çorlu’ya gittim.

Bu sefer bir büyükbaş hayvan kesildi. Klasik kesimle acısız kesim aradaki fark o kadar büyük ki, keşke ikisi de görülse ve artık bu memlekette klasik kesim terk edilse...

Bu arada Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ı da kutluyorum.

İnançlı olduğu kadar modern ve ileri görüşlere de sahip olduğu için. Onun isteğiyle belediyeye ait Çorlu mezbahası modernize edilmiş ve acısız kesim başlamış...

Tüm Türkiye’ye örnek olması ve bu tür mezbahaların artması dileğiyle...



Hocam, nedir bu hayvanlarla alıp veremediğimiz?

- Sormayın! İnsan-hayvan ilişkilerinde, hayvanı bir  türlü doğru yere oturtamıyoruz! 19’uncu yüzyıldan önce durum daha da vahimdi. “Bilim insana aittir. Hayvanda kullanılması günahtır!” safsatasıyla, veteriner fakülteleri bile açılamıyordu. ‘Sığır vebası’ denilen bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık sığırları telef edince, mecburen Fransa’da ilk fakülte açıldı. Ama hayvana bakış son derece kötüydü. Descartes’a göre hayvanlar acı çekmezdi, Aristo’ya göreyse, hayvanlar ve köleler, akılsız, ilkel ve aşağılık varlıklardı. Bu nedenle onlara her şey yapılabilirdi. Ama sonra medeniyet geliştikçe ‘hayvan refahı’ kavramı gündeme geldi. Ve 1997’de Avrupa Birliği’nin bir bildirgesiyle tarımda kullanılan hayvanlar, ‘mal’ olmaktan çıkarılıp, ‘hissedebilen varlıklar’ olarak kabul gördü...

ONLAR DÜŞÜNEMEZ, ACI ÇEKMEZ, FARKINA VARMAZ!

Bu ne anlama geliyor?

- Yani “O da bir canlı, hissediyor. Ona bir müdahale yaparken düşün” diyor, “Acı çektirme!” diyor. Bu tabii çoğu insanın işine gelmedi. Nasıl olsa, “Onlar

 


düşünemez, acı çekmez, farkına varmaz” diyerek onları istediğimiz şekilde kullanıyorduk. Örneğin bağırta bağırta kesiyorduk, üzerlerinde deneyler yapıyorduk, kabuklu hayvanları canlı canlı kaynar sulara atıyorduk. Kısacası, “Başka canlılara acı çektirme hakkımız var mı?” gibi bir soru dahi sormuyorduk. Onlara işkence çektirirken, insani değerlerimizi sorgulamıyorduk bile...

Biz, hayvanların ‘aptal’ olduklarını mı düşünüyoruz?

- Ne yazık ki öyle! Oysa hepsi yaşadıkları ortamda kendi sorunlarını çözecek zekâya sahipler. Öyle olmasaydı, nesillerini bugünlere kadar devam ettiremezlerdi. Tamam onlar, bizim karşılaştığımız problemleri çözemeyebilirler ama biz de onların problemlerini çözmede yetersiz kalabiliyoruz. Hisleri bizden çok daha gelişmiş durumda, mesela depremi önceden hissedebiliyorlar.

Acıyı ne kadar hissediyorlar?

- Dibine kadar! Hayvan, mezbahadan içeriye girer girmez korku ve acının kokusunu hissediyor. En küçük seslere bile tepki veriyor. İçeriye girsin diye zorlanırken, kapılar açılıp kapanırken yaşadığı korku gözlerinden okunabiliyor. Ondan sonra, sıra kesime geliyor. Kesim acısını da, beyin ölümleri gerçekleşene kadar hissetmeye devam ediyorlar. Bu da ne yazık ki dakikalarca sürüyor. Zaten mesele de bu...

Biz yıllardır bu zavallı hayvanlara n’apıyoruz?

- Acısız kesme imkânımız varken, hatta dinimiz de bunu öneriyorken, sırf önyargılar nedeniyle, onları insanlık dışı yöntemlerle kesiyoruz!

BAĞIRMAMASI ACI ÇEKMEDİĞİNİ GÖSTERMİYOR

Klasik kesim yöntemiyle onlara işkence mi çektiriyoruz?

- Evet maalesef! Ve biz bunu yıllardır milyonlarca hayvana yaptık, yapıyoruz. Hayvan, önce bir bacağından zincirlenerek asılıyor, sonra boynunun

 


altındaki sinir boydan boya kesiliyor. Derken deri altı dokuları, kaslar, sinirler, damarlar ve gırtlak kesiliyor. Bu acı da tarif edilebilir cinsten bir şey değil! Gerçek bir vahşet! Bunların ardından aniden kan boşalınca, ciddi bir biçimde kan basıncı düşüyor. Dokulara oksijen gidemiyor ve hayvan bunun da acısını yaşıyor. Ardından soluma refleksiyle boynundan akan kanı da ciğerlerine doğru çekip ciğerlerini yakıyor ve üstüne bir de boğulma hissi yaşıyor...

Of ki ne offf! Ama klasik kesimin acı vermediğini iddia edenler var...

- Kendilerini kandırıyorlar. Hayvan bağırmayı kısa sürede kestiği ve hareketsiz kaldığı için acı duymadığını iddia ediyorlar. Oysa, acı duyusunun ortadan kalkması için hayvanın hareketsiz kalması değil, bilincin tam olarak kaybolması gerekir. Yani boynun kesilmesi ve bilincin kaybedilmesi arasında geçen sürede acı duyumu aralıksız devam ediyor. Hele ki sığır ve danalarda kesilmeden sonra bilinç kaybı ve beyin ölümü yavaş oluyor. Boğaz kesildikten sonra kan akarken beyin işlevleri devam ediyor. Yani hayvanın bağırmaması ya da hareketsiz kalması acı çekmediğini göstermiyor...

BİRÇOK DİNİ ADAMI SAKINCASIZ BULDU

Hayvanın kesim sonrası, epey bir süre hâlâ acı çektiği nasıl ispatlanabilir?

- Beyin elektrosu çeken EEG cihazıyla çok rahat ispatlanabilir. Hayvan hareketsiz kaldıktan sonra yapılan EEG çekimleri, beyin ölümü olana dek hâlâ acı çektiğinin kanıtı...

Peki siz ne öneriyorsunuz?

- Tabii ki acısız kesimi! Bayıltarak kesmeyi. Hayvanın ölümü yine kesilme neticesi oluşan kan kaybından olacak, yine kanı boşaltılacak ama hayvan acı çekmeyecek...

Diyanet “Bayıltarak kesim yapılmasında dini açıdan bir sakınca yoktur!” fetvası verdi yıllar önce ama hâlâ bir gıdım ilerleme yok... Neden?

- Doğru, 2004’te Diyanet İşleri Başkanlığı “İslam’ın istediği koşullar yerine getirildiği takdirde, acısız kesimin dinen sakıncası olmadığına dair bir görüş belirtmişti. Birçok din adamı da acısız kesimin hiçbir mahzuru olmadığını açıkladı. Ama bu yasal bir zemine oturtulamadı. O günden beri de bir gelişme yok. Ben bu modern dünyada, hâlâ acı veren kesim yöntemlerinde ısrarcı olmanın günah olduğunu düşünüyorum. Dahası İslam dini, hayvanların acısız kesilmesini emrediyor. Belli bir yöntemi zorunlu kılmıyor. Hatta bildiğim kadarıyla ‘bıçak’ ismi bile geçmiyor. Yine de eskiden acısız kesim için en iyi alet keskin bir bıçak iken, artık kullanılabilecek acı vermeyen modern cihazlar var. Eskiden deveye binmek caizdi, şimdi birçok Müslüman daha modern diye Mercedes ile geziyor!

İŞLEDİĞİMİZ GÜNAHA SON VERMELİYİZ

Sizce insanlar, yanlış inanışlardan dolayı acısız kesime kaygıyla mı bakıyorlar?

- Aynen öyle! Bir taraftan yasal zorunluluk gerekiyor. Bir taraftan da insanları eğitmek gerekiyor. Yoksa 100 yıl geçse de hayvanlara karşı işlediğimiz bu günaha son veremeyiz. 2011’de hayvan refahıyla ilgili yönetmelik hazırlanırken, taslakta bu konu da gündeme getirilmişti. Hatta zamanın Bakanı Mehdi Eker’in sözü vardı. Ama yönetmelik yayımlandığında, ne olduysa oldu ve bu maddeler yer almadı. Oysa Tarım Bakanlığı, “Dinen sakıncası yoksa, bizce de sakınca yok” deyip topu Diyanet’e atmıştı. Fakat Diyanet, üzerine herhangi bir şey yapmadı...

Şu an durum ne?

- Herkes dinen sakıncası olmadığını biliyor ama topu birbirine atıyor! Ve hayvanlar yok yere eziyet çekmeye devam ediyor! Sizinle de 2010’da bu konuda bir röportaj yaptık. Ama değişen bir şey yok. Mezbahalar, dört duvarı kapalı alanlar. Ne yazık ki oradan yükselen çığlıklar Ankara’ya ulaşamıyor! Zaten bu acının farkına varılsaydı, bugün hâlâ bunları konuşuyor olmazdık...

7 YIL ÖNCE...

7 yıl önce ağrısız kesimi tartışmıştım. Pek çok uzman görüşü almıştım.

“Türkiye’de hayvan kesiminde bir vahşet yaşanıyor” diyen Prof. Dodurga’yla röportaj yapmıştım.

Din adamlarına sormuştum, aslında hepsi “Artık yeter! Çaresi, acısız kesim” demişti demesine ama sonra topu birbirine attı, bir türlü hayata geçemedi.

BUGÜN...

 

Çorlu’ya gittiğimde gördüğüm manzara... Hayvan, çok seri halde bayıltıldı.Ayağından asıldı ve gırtlağı kesildi. Elbet ideal bir manzara değil ama en azından hayvanın acı çekmediğini, debelenmediğini görüyorsunuz.Canlı ama baygın.İslami kurallara da uygun.

İSLAMİYET’E TERS DÜŞMÜYOR

Bayıltarak kesmek, hayvanların acılarını biraz olsun dindirmek mi?

- Elbette! Hayvana uygulanan bayıltma yöntemi, saliseler içerisinde devreye giriyor ve hayvan, kafasına giren milin farkına bile varamadan bilincini kaybediyor. Böylece kesimin her aşaması, acısız şekilde devam ediyor.

Ağrısız kesimin İslam’a ters düştüğünü söyleyen var mı?

- Önyargıyla yaklaşıp, günah olduğunu söyleyen var. Ama kimse, ağrısız kesimin neresinin İslam’a ters olduğunu açıklayamıyor. Ters yanı yok çünkü. Tek kaygı ya bayıltma işlemi sırasında hayvan ölürse, acaba ‘leş’ olur mu? Biz bayıltma işleminde ölen hayvana rastlamadık.

Siz, ağrısız kesimi bu ülkeye yerleştirmek için ne kadar uğraştınız?

- Bu konuyu ilk defa gündeme getiren veteriner fakültelerinde gıda konusunda çalışan hocalarımız. Onlardan öğrendiklerimizle yola çıktık ve konunun takipçisi olduk. Bu konuyu ön plana alan bir dernek kurduk. Yurtdışındaki derneklerle birlikte çalıştık. Konuyu medyaya taşıdık. Bakanlıktaki meslektaşlarla irtibat kurduk. 2011’de çıkması gereken hayvan refahı yönetmeliğinde bu konuya yer verilsin istedik. Rahmetli Yaşar Nuri Hoca, İlahiyat Fakültesi Dekanı ve din adamlarıyla birlikte İstanbul’da bir toplantı düzenledik. Makaleler yazdık, konferanslar verdik. Dernek üyelerimizle ve yine uzman bir hocamızla beraber Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ziyaret ettik. Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri ve Ankara civarındaki tüm müftülerimiz oradaydı. Anlatılanlardan sonra hiçbir din adamı bu işlemin dinen sakıncalı olduğunu iddia etmedi. Sadece “Bu konunun vatandaşa duyurulması Diyanet’in işi değil” diye duyurulma isteğimize olumsuz yaklaştılar. Sonuçta meramımızı ne topluma anlatabildik ne de yönetmeliklerde yer almasını sağlayabildik. Bu hayvanların tüm vebali bu konuya kayıtsız kalan sivil ya da resmi kurum yöneticilerinindir.

Hayvanseverler sizin yanınızda ama değil mi?

- İnanır mısınız, bazı hayvan severlerden bile tepki aldık. Onlar da, “Acısız bile olsa, herhangi bir kesim yöntemini savunmak hayvanın kesilmesini/ölümünü onaylamak anlamına geliyor” dediler! Bizim, hayvanların kesimine engel olabilmemiz mümkün değil. Et yiyen bir milletiz. Ama madem bu hayvanlar kesilecekler, bari acı çekmesinler! Mesele şu: Toplum, yeterince onaylamadığı takdirde, bu hayvanlar bağırtıla bağırtıla kesilmeye devam edecekler!

ACISIZ KESİM YAYGINLAŞSIN ARTIK

Sizce bu yöntem diğer belediyelerde de yaygınlaşır mı?

- Bir kez bu yöntemi gözleriyle görseler, kendi belediyelerinde de uygulayacaklarına inanıyorum. Ama toplumda İslamiyet’le alakası olmayan önyargılar nedeniyle, acısız kesime tedirgin yaklaşılıyor. Bu da siyaset makamında olan belediye başkanları için önemli bir engel. Ama kimse unutmasın, o acı içinde kıvranan hayvanların vebali, o tür kesime izin verenlerin üzerinedir. Bunu anlamaları için iki kesim arasındaki farkı bir kere izlemeleri yeterli...

BİLİNÇ KAYBINA YOL AÇTIĞI İÇİN HAYVAN HİÇBİR ACI DUYMUYOR

Burası neresi?

- Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin modernleştirerek hizmete açtığı Çorlu mezbahası.

Burada acısız kesim mi yapılıyor?

- Temel olarak klasik kesim yapılıyor. Ama vatandaşa, acısız kesim alternatifi de sunuluyor. Onay alınırsa bu yöntem uygulanıyor.

Beyin ölümüne kadar acı duyumu sürüyor

Türkiye’deki pilot mezbahalardan biri mi burası?

- Evet. Biz başka hiçbir mezbahada acısız kesim yönteminin uygulandığını duymadık. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin üçü özel firma, dördü ise bizzat büyükşehir belediyesince işletilen yedi mezbahasından sadece Çorlu mezbahasında bu yöntem var. Pilot olduğunu söyleyebiliriz; çünkü buradaki deneyimlerimizi hem kendimizi geliştirmek için kullanacağız hem de bu yöntemi kullanmak isteyen diğer belediyelerle paylaşacağız.

Bayıltma işlemi küçükbaşlarda ve büyükbaşlarda aynı mı?

- Yok hayır. Küçükbaş hayvanlarda elektroşok yöntemi kullanılıyor. Büyükbaş hayvanlardaysa mil yöntemi. Hayvanın, alnına, hava basıncıyla çalışan bir sistem sayesinde bir mil girip çıkıyor. Bu işlem, hayvanda hayati fonksiyonlarına etki etmeden, yani onu öldürmeden bilinç kaybına neden oluyor. Hemen ardından, bıçakla boğazı kesiliyor ve kanı akıtılıyor.

Hayvanın acı çekmediği ne malum?

- Klasik yöntemden farkı da bu zaten. Bu yöntem, saliseler içinde bilinç kaybına yol açtığı için hayvan hiçbir acı duymuyor. Beyinde acı duymaya ilişkin merkezler var. Bunlar, bilinç kaybıyla beraber kapanıyorlar ve hayvanın acı duyması artık mümkün olmuyor. Zaten beyin elektrosuyla yapılan çalışmalarda bu yöntemin uygulandığı hayvanda acıya ilişkin belirtilerin kaybolduğu ispatlanıyor. Klasik yöntemde ise, hayvanın başı gövdeden ayrıldığı halde, beyin halen fonksiyonlarına devam ettiği için, kesim sırasındaki acıyı hissetmeye devam ediyor. Beyin elektrosu alındığında dışarıdan gelen seslere dahi beynin hâlâ tepki vermeye devam ettiği net olarak gözleniyor. Beyin ölümü şekillenene kadar acı duyumu sürüp gidiyor...

Neden şimdiye kadar uygulamadık?

Tepkiler nasıl?

- Gayet olumlu. Kesim seçime bağlı, ama genelde insanlar “Acısız kesim olsun!” diyorlar.

Kasaplar nasıl karşıladılar?

- Önce bir anlam veremediler. Ancak  hayvanın kesilirken bağırıp çağırmadığını, acı içinde kıvranmadığını, çırpınarak etrafı kan içinde bırakmadığını görünce, “Neden şimdiye kadar uygulamadık?” dediler. Hatta, “Yıllarca hayvanlara boş yere acı çektirmişiz” diyenleri bile biliyorum.

 

HÜRRİYET

Son Güncelleme ( Perşembe, 04 Mayıs 2017 14:06 )

 

Haytap'ın Çiftlik Hayvanları ve Kurban Konusundaki Görüşleri

Haytap'ın Çiftlik Hayvanları ve Kurban Konusundaki Görüşleri

Kurban:  yakınlaşmak , akrabalaşmak dayanışmak...

Bu bayram hayvan kesme bayramı degil...yardımlaşma , yakınlaşma , destek vererek akrabalaşma bayramıdır..

'' Ben sana kurban olurum '' deyimi de ; ben sana yakınlaşayım , dayanışayım, akraba olalım..demektir..

Hac suresi 37 cüz der ki ;

Onların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah'a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.

Haytap ( Hayvan Hakları Federasyonu ) olarak dinimizin ilk ayetinde belirtilen  ''okuyarak iman eden insanlardan''  olanlardan beklentimiz odur ki CAN almadan yakınlaşmak, akrabaşlaşmak, DAYANIŞMAK....

Et ve kanla değil , yardımlaşma ve dayanışma ile günümüzü bayram kılalım


HAYTAP

 

Haytap , İnsanlar için ne yaptı diyenler için ( lütfen tıklayın )

Haytap , İspanya'daki boğalar , Kanada'daki foklara ne düşünüyor  diyenler için ( tıklayın )

Haytap , yılbaşında kesilen hindiler için hiçbirşey niye yapmıyor diye soranlar için ( tıklayın )

Haytap , noelde ağaç katliamı için neden susuyor diye araştırmadan konuşanlar için ( tıklayın )

Haytap , daha önceki yıllarda bu duruşu niye sergilemedi diyenler için ( tıklayın )

Haytap , kedi ve köpekten ötesine karışmamalı diyenler için ( tıklayın )

Haytap, Çin'deki kedi köpeklerin öldürülmesine neden ses çıkartmıyor diyenler için ( tıklayın )

Haytap , dini konularda bilgisi az diyenler için  iki defa  ( tıklayın ) ( burayı da tıklayın )

 

Kurban ; yakınlaşmak , akrabalaşmak dayanışmak...
Bu bayram hayvan kesme bayramı degil...yardımlaşma , yakınlaşma , destek vererek akrabalaşma bayramıdır..
'' Ben sana kurban olurum '' deyimi de ; ben sana yakınlaşayım , dayanışayım, akraba olalım..demektir..
Hac suresi 37 cüz der ki ;
Onların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah'a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.
Haytap ( Hayvan hakları federasyonu ) olarak
dinimizin ilk ayetinde belirtilen  ''okuyarak iman eden insanlardan''  olanlardan beklentimiz odur ki CAN almadan yakınlaşmak, akrabaşlaşmak, DAYANIŞMAK....
Et ve kanla değil yardımlaşma ve dayanışma ile günümüzü bayram kılalım

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 07 Eylül 2016 12:55 )

İhsan Eliaçık: Boşa kurban kesmeyin - Radikal.com.tr

İhsan Eliaçık: Boşa kurban kesmeyin - Radikal.com.tr

İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, kurban bayramı ile ilgili çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. Kurbanın yanlış anlaşıldığını savunan ve hayvanların boşa kesildiğini belirten Eliaçık, bunun İslam öncesi bir kültürün devamı olduğunu, Sümerler'de ihtiyaç fazlası tapınağa getirilen malların üzerinin “Tanrı malı” diye damgalanarak ihtiyaç sahiplerine bırakıldığını anlattı.

Bu kültürün İslamiyette de sürdüğünü belirten Eliaçık, Adilmedya.com sitesindeki yazısında "Mekke’de çıkan Peygamber Hz. Muhammed de, insanlara aynı şeyi anlattı. Dedi ki, burası Allah’ın evidir, ihtiyacından fazla olanı herkes buraya getirsin. Getirdiler ve oraya bıraktılar. Üzerinde, Allah’ın ismi anılmak, üzerine Tanrı damgası vurulması kültürünün devamıdır" dedi ve şöyle devam etti:

"Üzerine Allah’ın adı anmayı, bıçağı eline alıp, bismillahirrahmanirrahim diyerek, böyle fışkırtarak hayvanın kanını dökmeye çevirdiler. Üzerinde Allah’ın ismi anılmak bu değildir! Üzerinde Allah’ın ismi anılmak demek, ben bu keçiyi, koyunu, deveyi, kamuya, yoksula, gitsin diye adıyorum demektir. Üzerinde yazıyor işte Tanrı malı, eskiden böyleydi, Kuran’dan sonra buna, üzerine Allah’ın ismini anmak dendi, bu sözler, bu hayvan kamu malıdır, yoksulun malıdır, kimse almasın demektir. İşte bunlara [hedy] denilir."

KESMEKLE ALAKASI YOKTUR

"İlk bakışta bunların, kesmekle alakası yoktur" diyen Eliaçık şunları yazdı:

"Fakat daha sonra, uzak diyarlardan gelenler (hacılar) olduğu için, o hayvanlardan kesip, o insanların karınlarını doyurmak için de kullanılmıştır. Zamanla, önceki asli vazifesi unutulup, kesme ön plana çıkarılarak, getirilip kesiliyor, bırakılıp gidiliyor şekline dönüştü. Kuran geldiğinde Araplar bunu zaten yapıyorlardı, Kâbe’nin etrafı, kesilmiş kurbanlarla doluyordu. Kuran geldi ve bu insanlara dedi ki, bu kestiğiniz hayvanların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz, ulaşacak olan sizin takvanızdır. Bu şu demektir: Bunları kesiyorsunuz da, bunlar Bana ulaşmıyor, dolayısı ile, kesip durmanıza gerek yok, siz asıl, kendi aranızdaki davranışlarınıza bakın, birbirinize iyilik etmeyi öğrenin, adaletle davranın, işçinizi ezmeyin, kimseyi sömürmeyin, kul hakkı yemeyin, Ben bunlara bakarım, kestiğinize ve kana değil! Bunu açıkça söylüyor. Fakat bunu da şöyle anladılar: Tamam, Allah ete ve kana bakmaz, takvaya bakar, yani bıçağı eline alır, hayvanı keserken ki duygularına bakar, bunu Allah için kesiyorum derken ki duygularına bakar, takva budur, diyorlar. Böyle yorumladılar."

BOŞA KESİP DURMAYIN

"Ben bu yoruma da katılmıyorum, yanlış bir yorumdur. Kuran diyor ki, onların etleri kanları Allah’a ulaşmaz! Yani, boşuna kesip durmayın. Allah diyor ki, onlar Bana ulaşmaz, Ben sizden iyilik, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, merhamet, sevgi, bunları bekliyorum; karz-ı hasen, salât, zekât, ihtiyaç fazlasını verme, isâr, birbirinize kendinizi feda etme, yoksulları gözetme, zayıfın elinden tutma, düşmüşü kaldırma, bunları beliyorum, takva budur. Her yeri kan gölüne çevirdiğin zaman, Allah bundan mutlu oluyor değildir. İşin aslı buydu, sonra döndü dolaştı ve başka bir şeye dönüştü."

BEN 20 YILDIR KESMİYORUM

"Bakın, açık açık söylüyorum. Ben kendimi söyleyeyim, yirmi yıldır bayramda hayvan kesmiyorum. Ama, gurban, yakınlaşma, garip gureba ile yoksulla yakınlaşma bayramını çok seviyorum. Hayvan kesmiyorum ama bayram kutluyorum. Bayram çok güzeldir."



 

Son Güncelleme ( Salı, 06 Eylül 2016 08:18 )

Anneeeeeeee !

Anneeeeeeee !

Hatemi - Kurban Uygulaması

Hatemi - Kurban Uygulaması

Bekir Coşkun - Can Bağışlayın

Bekir Coşkun - Can Bağışlayın

Yılbaşında Sofrandaki Tek Eksik Bir Hindi mi ?

Yılbaşında Sofrandaki Tek Eksik Bir Hindi mi ?

Silahların İbadeti - Bekir Coşkun

Silahların İbadeti - Bekir Coşkun

Silahların İbadeti

Niçin kızdın hoca…

Biri öldürmek…
Öbürü yaşatmak…Hangisi yüce…

*

Aynı gün hayvan dostları sokaklarda, yanlarında ekmeklerini paylaştıkları dili olmayan dostları canlılar…

Kediler, köpekler, kuşlar…

Onları öldürmek isteyen kanunu durdurmaya çalışıyorlar…

Öğrenciler vardı aralarında mesela; ayağında ayakkabısı eskimiş, harçlığını can dostu köpeği ile paylaşan…

Kadınlar vardı; dünyaya annelerin getirdiği her canlıyı seven…

Erkekler, yiğitliğin öldürmek değil, yaşatmak olduğuna inanmış…

İnsanlar vardı orada…

İnsanlar…

*

Aynı gün “kesme” ilanları, anonsları, reklamları yapılıyordu…

Üç ayağını bağlayacaksın, bir ayağı ile çırpınsın diye…

Sevabına hani, tek ayakla çırpınma hakkı…

Satırla dana kovalama görüntüleri televizyonlarda, yatmayanların önce ayaklarını kırdıkları var arşivlerde..

Kesilecek bir kuzunun filmiydi; onu besleyen dostu çocuğun arkasına takılmış, koşturuyorlardı okulun önünde…

Çocuk ağladı…

Çünkü şurada iki günü kaldı…

*

İşte…

Birincisi yaşatmak için çırpınmak…

İkincisi öldürmek için…

Hiç ikisi bir olur mu?..

*

Hepimizin inancı var…

Kimse kimsenin ibadetine dil uzatamaz, karışamaz ve yargılayamaz…

İnanmak bir temiz duygudur…

Kuran’da kurban kesmek sadece uzun yoldan gelmiş hacıları doyurmak için, hac mahali içindir, aç bak bari…

Ya da “Kesmek yerine parasını veririm; çocuklara sevinecekleri giysiler, ayakkabılar, oyuncaklar, hastalandıklarında ilaç alınsın” derseniz…

Bu niçin dine aykırı olsun?..

*

Ama şehirleri kızıl kana bulayarak, sokakları kan kokutarak, ırmaklardan bile kan akıtarak çocukların gözü önünde, acemi bıçaklarla bir canlıyı kesmenin neresi ibadettir?..

Sorun gerçek âlim Prof. Hüseyin Hatimi’ye…

Akıl bilmiyorsa…

*

Ve sorun:

Tüm dünyada barış rüzgârları eserken niçin Müslümanlar birbirlerini kesiyorlar?..

Bu tekbir sesleri ile insan öldürmek nereden geliyor?..

Sadece bu topraklardaki bu vahşet, bu linç, bu katliamlar, bu acılar, bu yok ediş, bu bombalar, bu kan niçin?..

Çocuklara öyle mi öğretildi; kesmek ibadet ise…

İşte…

Silahların ibadeti midir bu?..

***

23 Ekim 2012 – bcoskun@cumhuriyet.com.tr


Son Güncelleme ( Perşembe, 16 Şubat 2017 11:14 )

Çiftlik Hayvanlarının Acısı ! - Haytap Onur Kurulu Üyesi Prof.Dr.Tamer Dodurka

Çiftlik Hayvanlarının Acısı ! - Haytap Onur Kurulu Üyesi Prof.Dr.Tamer Dodurka























Prof. Dr. Tamer Dodurka

Son Güncelleme ( Pazartesi, 27 Mart 2017 10:52 )

Sayfa 1 > 2

opencart tema opencart temaları