Ahmet Kemal Şenpolat Yazıları

Çocuklara zulmü sevdirmeyin!

Çocuklara zulmü sevdirmeyin!

Kimi zaman sevimlilikleriyle hayatlarımızda yer ettirdiğimiz hayvanların özellikle de sirk hayvanlarının eğitimindeki zorlayıcı süreçte arka plan olan mutfakta yaşananların nedense görmek istemiyoruz. Okullar, belediyeler hatta milli eğitimin izin prosedürleri o kadar hızlı işliyor ki... Bir de marifetmiş gibi bu yerlere gelir gelmez koşa koşa çocuklara zulüm sevdirmeye gidiyorlar. Maalesef bilinçsizce el çırptığımız bu acı gerçeği artık hayatlarımızdan bir an önce çıkarma zamanımız geldi.

Dünya turnesi kapsamında sadece iki günlüğüne İstanbul’da olacak Büyük Moskova Sirki'nin tek bir hayvanın bile kullanılmadığı gösterileri, ülkemiz ve dünya için çok önemli bir dönüm noktası olacak.

Sirklerin suçsuz mahkumları

Hayvanları izlerken göremeyeceğiniz tek şey, doğalarından koparılmış ve yaşamları boyunca hapsedilmiş hayvanların yıllardır çektiği acı ve ızdıraplardır. Sirkler 1 ya da 2 saat boyunca izleyenlerin ağzını açık bırakır. Çocuklar için en eğlencelisi tartışmasız vahşi hayvanlarla yapılan şovlardır; tek ayağı üzerinde duran filler, alev çemberinden atlayan kaplanlar...

Sirklerin parlak perdelerinin arkasına geçtiğinizde "eğlendirmeye mahkum" hayvanların çaresizliğini görürsünüz. Kırbaç, dar tasma, ağızlık, elektrik şoku, çelik kancalı sopa ve diğer acı veren aletler, sirklerde filler ve diğer hayvanlar için kullanılan acı verici materyaller arasındadır.

Aldığınız her bilet tüm sirk hayvanlarının ömürlerini zincirli kafesler arasında adeta cezaevi ortamında geçirmesine neden olmaktadır. Sizler belki o gülümsüyormuş gibi görünen hayvanların gösteri dünyasındaki hayatlarından memnun olduklarını düşünebilirsiniz.

Çocuklarınız, gerçekleri bilmeden sirk hayvanlarını izliyor ve gülüyor. Çocuklarınıza gerçekleri anlattığınızda sirklerden nefret edeceklerdir.

 

Ahmet Kemal Şenpolat

 

CNN TÜRK

Son Güncelleme ( Perşembe, 19 Ekim 2017 14:57 )

 

ÇOCUKLARI EMANET ETTİĞİNİZ SERVİSÇİLERİN SABIKA KAYDI DOĞRU SÖYLÜYOR MU ?

ÇOCUKLARI EMANET ETTİĞİNİZ SERVİSÇİLERİN SABIKA KAYDI DOĞRU SÖYLÜYOR MU ?

 

Bir suç işlediyseniz mahkemece yargılama sonucu durum kesinleştiyse suçunuz sabıka kaydına işlenir. Suçun niteliğine göre tutuklamaya da dönüşen hapis cezası da alabilirsiniz ya da ileride başka bir suç işlediğinizde suçunuz tekerrür ettiğinden daha da ağırlaştırılmış ceza almanıza ya da infazınızın yanmasına kadar neden olabilir.

Geçen gün bir okul bahçesinde servis şoförlerinin malum sebeplerden yaralamalı silah çekmeli kavgaları medyaya düştü. Büyük olasılık sabıka kayıtları da olan çocuklarımızı emanet ettiğimiz  en önemli kişiler çoğunlukla kurallara da uymayan şans eseri kaderinizi belirleyen kişiler. Yani bu konuyla güya (!) eğitimden geçtiklerine inanmıyoru. Hatta bu kişiler empati yapmaları açısından aile babası oldukları kriteri de aranmıyordur . Veyahut her ay  psikolojik teste tabi tutuldukları gibi durum zaten yoktur.  Fakat büyük olasılıkla sabıka kayıtları temiz insanlar !

Acaba öyle mi ?

Örneğin bir servis şöförü altı ay önce bir hayvana tecavüz ettiyse , evet evet örneğin bir köpeğe eşeğe kediye hatta ördeğe cinsel saldırıda bulunduysa ?...

Bunu bilme olasılığınız var mı ?

Yok.

Tek bilme şansınız olan sabıka kaydında bu durumun görülmesi olasılığı var ancak mahkemeler nezdinde hayvana kötü muamele suç değil kabahat olarak algılandığından yargılama olmuyor  ve işledikleri bu “kabahatten” dolayı sabıka kaydına işlenmemiş bir durum ortaya çıkıyor. Tüm bilimsel veriler istatistikler de  gösteriyorki , insanlar suç işlemeden önce ilk denemelerini en zayıf halka olan hayvanlarda deniyorlar. Sonra sırasıyla çocuklar engelliler ve kadınlar geliyor.

Biz ise çocuklarımızı potansiyel suçlu olabilecek örneğin bir servis şoförüne arabasına binmesi ya da okul aşçısının elinden yemek yemesi  hatta belki de eğitim alması için bir öğretmene teslim ediyoruz.

O zaman yıllardır HAYTAP olarak sunduğumuz yasa teklifi neden bir türlü meclisten geçmiyor , neden hayvanlara kötü muamele eden insanların sabıka kaydına bu durum işlenmiyor ? ve ben neden göz göre göre işimi kadere şansa tesadüfe bırakıyorum ? Neden üç gün önce hayvanı zehirlemiş bir aşçıya çocuğumu yemek yediriyorum ya da zavallı bir hayvanın gözünü oymuş servis şoförüne çocuğumu teslim ediyorum ?

Oysa devlet bu kişileri güvenilir adam diye seçip öylesine parayla pulla ruhsat veriyor ,

Velevki kabahat üstü ( !) yakalandı diyelim bu kişi..ödeyeceği sembolik idari para cezasını da ödemesi için neden kolaylık sağlayıp cezanı peşin fiyatına 4 taksitle dahi ödeyebilirsin seçeneği sunuyorum ?

Bu kadar sapık ve pedofili olan bir toplumda , neden eşekle cinsel münasebette bulunan kişiyle yaşamak zorunda kalıyorum . Bu ülkede kapalı alanda sigara içen kişi nasıl mahkeme karşısına çıkıp yargılanmazsa , nasılki durum idari para cezası ile geçiştirilirse hayvana sadistçe yapılan işkencenin faili de aynı şekilde değerlendiriliyor.

Çocukları sadece silahlı magandalara değil , sadece kural tanımadan emniyet şeritlerini işgal edenlere değil aynı zamanda toplumdaki en zayıf halka olan hayvancıklar üzerinde cinsel açıdan sorunlu hastalıklı kişilere de teslim edip sonra da milyarlar akıtmıyoruz muyu o anlı şanlı okullara ?

İşe alırken adli sicil kaydında her suçu görebildiğim halde hayvana her türlü sadist muamelede bulunan kişiyi  o kayıtta göremediği için okul da bu kişi istihdam etmek zorunda kalıyor.

Neden ? Neden ? Neden ?

Ben biliyorum neden olduğunu.

Mahkemelerin üzerindeki yük artmasın dosya sayısı fazlalaşmasın istatistiklere içinde yaşadığımız hastalıklı toplum ile yüzleşmeyelim diye !

 

7/9/2017

 

 

 

YAPILSIN , EDİLSİN , OLSUN !

YAPILSIN  , EDİLSİN , OLSUN !

 

Mücadele etmeden isteklerimizin gerçekleşmesine ne kadar seviyoruz. Özellikle sosyal medyada hayvan hakları ihlali ile ilgili kötü bir durum ile karşılaşınca bela okumalar , küfürlerle beraber kendilerinin okunmayacağını bile bile yüzlerce binlerce insan “şöyle yapılsın böyle edilsin” diye yetkili makamlara sanal duygularını anlatıyorlar.
Hepiniz çok sıkça görüyorsunuz belki siz de buna bir tepki vermek adına katılıyorsunuz. Hatta sadece sosyal medya ortamında değil aynı zamanda konuşurken de “şu yasa değiştirilsin  , bunlar yasaklansın, hayvanlara kötü muamele edenler tutuklansın , ormanlar kesilmesin ” diye dilekler gırla geziyor
Peki böyle edilgen cümleler kurmakla , yani bir başkasına görev ya da akıl verip eli taşın altına sokmamakla , bir tıkla dünya yerinden sallanır mı ? Olacak iş mi bu ? Hele tıkladım tıkırdadım çevrenin ya da hayvanların hakkını korudum olur mu ?
Cümlelerin aktif cümle olmasından nasıl korkarak da kaçıyoruz . Yapalım , çözelim , mücadele edelim  , örgütlenelim , bilimsel raporlar hazırlayalım , meclise gidip lobicilik yapalım , ulusal basını kullanalım , okullara gidelim , kısa filmlerle afişlerle farkındalık yaratalım yapmak ne kadar zor herkes biliyor çünkü.
Tabi bu saydıklarımın hepsi o kadar zor , o kadar meşakkatli ve hatta özel hayatınızdan feragat de edeceğiniz işler ki , bunlardan birisini bile yapıp, üretip ortaya çıkartmak karşılığında da çok çok az ilerlendiğini görmek , eleştirilme riskini almak da cabası.
Yani dava adamı olmakla , dışardan durup talimatlar yağdırmak , akıl vermek , kopya işler yapmak , yapılan çalışmaları taklit etmek arasında dünya fark var. Birisinde özveri çalışkanlık emek enerji yitip giden hayatlar , diğerinde ise  dilek kutusundaki mektuplar kadar tekdüzelik bulunmakta.
Bir tıkla da, bir akıl vermekle de murad ettiğimiz amaç gerçekleşmeyince de sonra veriyoruz yetkililere veryansını. Ama onların senin birlikteliğinden , istemlerinden , konuşmalarından ete kemiğe bürünmedirediğin  için haberi bile yokki. Çoğunluk adeta meyve vermeyen ağaç gibi.
Şöyle yapılsın böyle edilsin . Peki ucundan sen tut. Sen de imeceye girmeye çalış. Ya da kendine güveniyorsan ateşten gömleği giy ve liderliğe soyun kitleyi peşinden götür. Edilgen cümleler ile kim neyi başarmış , hangi hedefe ulaşmış ?
Hayvan hakları ihlal edildiğinden örneğin adalet mekanizmasından şikayet edeceğine bir mumu da senin yakman gerekiyor , hayvanat bahçelerinde hayvanlar tutsak olmasın diyorsan belediyelerin karşısına akılcı metodlarla çıkabilmen , bakanlıklara en azından bir mektup yazman gerekiyor. somut olarak fiili bir değeri olmadığı için bilgisayardan atılan tek tük e- postalara  da pek inanmıyorum açıkçası . hepsininin bir “delete” lik ömrü var. yüzbinlerce kişinin eposta yerine yüzbin mektup yazdığını posta yoluyla kart postal yolladığını düşünecek olursanız bu mektupların belediyelerin basının bakanlıkların kapısına da yığıldığını düşünecek olsanız daha etki yaratmaz mı ? Ama postaneye gitmek bile bir iş değil mi ?
Dolayısıyla emek vermeden , enerji sarfetmeden hele doğru bilgi sahibi olmadan yalan yanlış duyumlarla birşeyleri değiştirmeye çalışmak mümkün değil. Sadece kendimizi kandırmak.
Örgütlenmek , bilgilenmek , harekete geçmek gerekiyorsa daha önceki izlenen farklı özgün yollar bulmak gerekiyor. Bu konuda çalışanlara da akıl ya da ödev vermek değil , bizzat işin içine dahil olup üretmek , üretmek , üretmek gerekiyor. Ve çooook uzun yıllar sonra hedefinize ulaşmayı da göze almak gerekiyor.
Yoksa Atatürk de bilirdi bir tıkla memleket kurtarmayı !

 

Mücadele etmeden isteklerimizin gerçekleşmesine ne kadar seviyoruz. Özellikle sosyal medyada hayvan hakları ihlali ile ilgili kötü bir durum ile karşılaşınca bela okumalar , küfürlerle beraber kendilerinin okunmayacağını bile bile yüzlerce binlerce insan “şöyle yapılsın böyle edilsin” diye yetkili makamlara sanal duygularını anlatıyorlar.

Hepiniz çok sıkça görüyorsunuz belki siz de buna bir tepki vermek adına katılıyorsunuz. Hatta sadece sosyal medya ortamında değil aynı zamanda konuşurken de “şu yasa değiştirilsin  , bunlar yasaklansın, hayvanlara kötü muamele edenler tutuklansın , ormanlar kesilmesin ” diye dilekler gırla geziyor

Peki böyle edilgen cümleler kurmakla , yani bir başkasına görev ya da akıl verip eli taşın altına sokmamakla , bir tıkla dünya yerinden sallanır mı ? Olacak iş mi bu ? Hele tıkladım tıkırdadım çevrenin ya da hayvanların hakkını korudum olur mu ?

Cümlelerin aktif cümle olmasından nasıl korkarak da kaçıyoruz . Yapalım , çözelim , mücadele edelim  , örgütlenelim , bilimsel raporlar hazırlayalım , meclise gidip lobicilik yapalım , ulusal basını kullanalım , okullara gidelim , kısa filmlerle afişlerle farkındalık yaratalım yapmak ne kadar zor herkes biliyor çünkü.

Tabi bu saydıklarımın hepsi o kadar zor , o kadar meşakkatli ve hatta özel hayatınızdan feragat de edeceğiniz işler ki , bunlardan birisini bile yapıp, üretip ortaya çıkartmak karşılığında da çok çok az ilerlendiğini görmek , eleştirilme riskini almak da cabası.

Yani dava adamı olmakla , dışardan durup talimatlar yağdırmak , akıl vermek , kopya işler yapmak , yapılan çalışmaları taklit etmek arasında dünya fark var. Birisinde özveri çalışkanlık emek enerji yitip giden hayatlar , diğerinde ise  dilek kutusundaki mektuplar kadar tekdüzelik bulunmakta.

Bir tıkla da, bir akıl vermekle de murad ettiğimiz amaç gerçekleşmeyince de sonra veriyoruz yetkililere veryansını. Ama onların senin birlikteliğinden , istemlerinden , konuşmalarından ete kemiğe bürünmedirediğin  için haberi bile yokki. Çoğunluk adeta meyve vermeyen ağaç gibi.

Şöyle yapılsın böyle edilsin . Peki ucundan sen tut. Sen de imeceye girmeye çalış. Ya da kendine güveniyorsan ateşten gömleği giy ve liderliğe soyun kitleyi peşinden götür. Edilgen cümleler ile kim neyi başarmış , hangi hedefe ulaşmış ?

Hayvan hakları ihlal edildiğinden örneğin adalet mekanizmasından şikayet edeceğine bir mumu da senin yakman gerekiyor , hayvanat bahçelerinde hayvanlar tutsak olmasın diyorsan belediyelerin karşısına akılcı metodlarla çıkabilmen , bakanlıklara en azından bir mektup yazman gerekiyor. somut olarak fiili bir değeri olmadığı için bilgisayardan atılan tek tük e- postalara  da pek inanmıyorum açıkçası . hepsininin bir “delete” lik ömrü var. yüzbinlerce kişinin eposta yerine yüzbin mektup yazdığını posta yoluyla kart postal yolladığını düşünecek olursanız bu mektupların belediyelerin basının bakanlıkların kapısına da yığıldığını düşünecek olsanız daha etki yaratmaz mı ? Ama postaneye gitmek bile bir iş değil mi ?

Dolayısıyla emek vermeden , enerji sarfetmeden hele doğru bilgi sahibi olmadan yalan yanlış duyumlarla birşeyleri değiştirmeye çalışmak mümkün değil. Sadece kendimizi kandırmak.

Örgütlenmek , bilgilenmek , harekete geçmek gerekiyorsa daha önceki izlenen farklı özgün yollar bulmak gerekiyor. Bu konuda çalışanlara da akıl ya da ödev vermek değil , bizzat işin içine dahil olup üretmek , üretmek , üretmek gerekiyor. Ve çooook uzun yıllar sonra hedefinize ulaşmayı da göze almak gerekiyor.

Yoksa Atatürk de bilirdi bir tıkla memleket kurtarmayı ! 22/5/2017

 

Haytap Hayvan Hakları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı

 

BU YAZI CNNTURK TE DE BİRAZ DAHA KISALTIMIŞ OLARAK YAYINLANMIŞTIR

Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Haziran 2017 15:44 )

ŞARIL ŞARIL AKAN ŞELALE : KÖPEK ÜRETİM ÇİFTLİKLERİ

ŞARIL ŞARIL AKAN ŞELALE : KÖPEK ÜRETİM ÇİFTLİKLERİ

 

Sokak hayvanlarıNIN sorunu , özellikle kedi ve köpeklerin damızlık gibi merdiven altlarında yasa dışı bir şekilde doğurtularak satıma sunulması ve bunun tamamıyla denetimsiz bir şekilde yapılması maalesef bu işe duyarlı birkaç STÖ dışında kimsenin umurunda değil

Ev ve süs hayvanlarının bir kartvizit olmaktan öte gitmediği , hayvan sahibi olmak ile hayvan hakkı savunuculuğunu üstlenmek arasındaki ciddi fark nedeniyle de ayrı bir baş ağrısı. Yani her hayvan sahibi mutlaka hayvan hakkı savunucu olmak durumunda değil ama bilinçsiz şekilde hayvanın soyu sopu belli olsun  ,  anne yanından alacağım , yavru ve cins olacak saplantısı bu üretim çiftliklerine olan talebi bir türlü kısmıyor.

İlk akla gelen petshoplardaki hayvan satışı sorun olsa da , asıl sorun  internetin rahatlığı ile adeta kargo ile teslimata varabilecek , gümrüklerdeki denetimsizlik ile yurda ithal ettiğimiz hayvanlar ve bu işin ticareti ile zavallı bir anneyi ölene kadar doğurtmaktan geçtiğini anlatmak gerekiyor.

Camın arkasından can satmak en azından dikkat çekiyor ama camın arkasına geçmeden satışlara ne demeli ? Bu üretimlerin kontrol ya da denetiminin olmamasına ne demeli ? Köylere kadar inen bu rezillik sokaklardaki ormanlardaki artan popülasyonu da doğruluyor.

Bu işte imza makamı olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ise sessiz , yıllardır somut adım atmıyor. Halbuki denetleme yetkisi , imza yetkisi ve kadrolar onlarda. Fakat siyasi yönden kadrolaşmak dışında cesaretli memurlarını bulamayan ve konuya son derece uzak ve duyarsız bakanlık tüm baskılarımıza rağmen üretim çiftliklerini kapatmıyor. Bu kadar çok kedi ve köpeğin üretimine göz yummak , otobanlarında ezilen hayvanlardan , vergisiz satıştan tutun , toplum sağlığına kadar her bakanlığı ilgilendiriyor. Sağlık bakanlığının , Maliye Bakanlığının , Gümrük Bakanlığının , Orman ve Su İşleri Bakanlığının hatta Eğitim bakanlığının müsteşar düzeyinde toplanıp bu ciddi soruna artık el atmasını umutsuzca gelmeyeceğini bildiğimiz otobüs gibi bekliyoruz.

Kısırlaştırma ile zehirleme ile dağa taşa hayvan atmakla ya da yurtdışına sahiplendirme yaparak var olan popülasyonu engellemek değil , sadece sorunu ötelemiş oluyoruz. Çiftliklerde üretilen cockerler , alman kurtları , st Bernardlar , Napolyon mastifler terierlerden , doğurtulmaya mahkum anne hayvanlardan bahsediyoruz.

Tavandan akan şelalenin kapatılmadan , yeri silmenin hiçbir anlamı yok. 5 bakanlığı doğrudan ilgilendiren ama hiçbir bakanlığın doğrudan sorumluluk almadığı , hissetmediği sadece yıllardan beri HAYTAP ın ve naçizane bu satırları yazan yazar dışında ciddi olarak algılayan da yok.

İkna etmek için çocuklarınızın ısırılması , birilerinin korkup şikayet etmesi , hayvanların zehirlenmesi ya da bir gün onlarla duygusal bağa girmeniz ve onların sorununu anlamanız mı gerekiyor ?

Yok mu cesaretli bir bürokrat ,  duyarlı bir bakan ? hep mi top taca gidecek ? Hiç mi bu ülkede işi bilen insanların görüşü alınıp somut adımlar atılamayacak ? Şelale hep akacak sizler hep ormanlara otobanlara mı atacaksınız ?14/03/2017

 

 

Yazı CNNTURK'te yayınlanmıştır. ( tıklayın )

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Mart 2017 10:19 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/var/vhosts/haytap.org/images/resized/images/stories/hayvanlar/tablo17_479_395.jpg' for writing: Permission denied in /var/vhosts/haytap.org/modules/mod_janews/helper.php on line 127

(*)Kuyuda olan kim acaba? - Who is Actually in that Well?

(*)Kuyuda olan kim acaba? - Who is Actually in that Well?

Karayolları Genel Müdürlüğünden aldığımız bilgiye göre sadece  İstanbul’da bir hafta içinde trafik kazasına maruz kalan hayvan sayısı ortalama 400 !

Dile kolay tam 400 zavallı sahipsiz hayvan kamyonların arabaların altında can veriyor…

Bunun büyük bir kısmı yaralı olarak , kurtarılabileceği halde veterinerlik hizmeti alamadığı ambulans hizmeti verilemediği için can çekişerek günlerce sonra ölüyor.

 

Şanslı olanlar ise hemen oracıkta ölüyor.

 

Diğer yandan  sadece İstanbul'da ağzıyla terkedilmiş mağdur sahipsiz hayvanlarla dolu 40’a yakın hayvan bakımevi var. Kimsenin görmediği ormanlara belediyelerce atılan binlercesi ise doğal koşullarla mücadele ediyor.

 

Büyük bütçeli belediyeler İstanbul Eskişehir Aydın Ankara Kayseri Bursa gibi yerler hayvanat hapishanelerine yaban hayvanlarını demir kafes ardında sergilemek için birbirileri ile yarışıyorlar. Hayvan distribütörlüğünden para kazananlar kapılarını aşındırıyor.

 

Yunus parklarına ise özgür denizlerden yakalanan onlarca zavallı hayvan güya sağlık turizmi güya alkış turizmi için açlıkla imtihan edilerek sahneye çıkmayı bekliyor.

 

Adalar’daki zavallı fayton atları yıllardır adalarda İBB’nin adım atması , maruz kaldıkları işkenceye son verilmesi , cesetlerinin adanın derin denizlerinde yüzdüğünü bile anlatmak için gerekli desteği bulamıyorlar. Alternatif ulaşım bir türlü geliştirilemiyor

 

Kürk endüstrisine , mezbahalarda, petshoplarda , gümrüklerde yaşanan çığlıkları ise anlatmak kifayetsiz

 

Binlercesi sahiplenmeyi beklerken ko-medyanın önünde boy göstermek sahiplenmek için birbirimizle yarışıyoruz.

 

Ve hep beraber kalkmışız bir anda medyatik olan bir kuyunun dibine bakarak orada kimin olduğunu  anlamaya çalışıyoruz. Kuyunun içinde insanlığımız duruyor , coğrafyamızın kaderi duruyor. Gözlerimizi bilerek kapayıp , inatla açmak istemediğimiz vicdanımız duruyor.17/02/2017

 

 

CNN TURK LİNKİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN

 

Who is Actually in that Well?

 

According to the information we received from the General Directorate of Highways, the number of animals that had traffic accidents only in Istanbul within the span of a week was on average 400!

It can easily be said that a total of 400 stray animals are dying under trucks and cars…

Many of these animals are left wounded, waiting for veterinary help or an ambulance that does not come, and suffer for days to face a horrific death.

 

The lucky ones die right at the same spot.

 

On the other hand, only in Istanbul there are almost 40 animal care homes that are completely full of abandoned animals. Then there are the thousands of animals abandoned in the outskirts of Istanbul, trying to fight for their lives in the forests and these animals have become invisible to most.

Municipalities with large budgets such as Istanbul, Eskisehir, Aydın, Ankara, Kayseri and Bursa are competing with one and other to showcase wild animals behind bars in their animal prisons. Those who earn money from distributing animals are at their gates making a profit.

In dolphin parks, poor animals that have been taken away from their home oceans and from their freedom are being starved to end up on stage using the excuse of it being for health tourism or for entertainment purposes.

The poor coach horses on the islands have been waiting for the Istanbul Metropolitan Municipality to take action, for there to come an end to their daily torture, and that they are given the opportunity to talk about the many horse corpses swimming in the deep waters of the sea. Somehow no alternative method of transportation can be developed.

It would be impossible to explain the endless screams coming from the fur industry, from slaughterhouses, from pet shops, from the customs offices on the borders.

Thousands of animals are in a race with each other to be picked up to be re-homed, to find a warm home.

And here we are looking down a well that has become a media hype, and we are trying to figure out who is at the bottom of the pit. Down there, is where are humanity lies, the faith of our geography. Our conscience lies down there, knowingly shutting our eyes and adamantly not willing to open them.  17.02.2017

 

 

Son Güncelleme ( Salı, 21 Şubat 2017 10:37 )

Sayfa 1 > 27

opencart tema opencart temaları