Ahmet Kemal Şenpolat Yazıları

Evde hayvan beslemeyle ilgili yasal bir düzenleme var mı? Tolerans limiti nedir ?

Evde hayvan beslemeyle ilgili yasal bir düzenleme var mı? Tolerans limiti nedir ?

Ev hayvanı beslemek bir suç ya da kabahat değildir. Ancak kimi apartman ya da site sakinleri, hayvanları değil de, o hayvanların sahipleri olan komşularını sevmedik leri için, hayvanları kullanarak düşmanlıklarını mah kemelere intikal ettirebilmektedirler. Mahkemeler ise konuyu Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre değerlendirir ve hayvanın etrafa rahatsızlık veya zarar verip vermediği ne bakmaksızın, eğer yönetim planında hayvan besle nemeyeceğine dair yasak bir hüküm varsa (ki genellikle vardır) hayvanın tahliyesine karar verirler. Tahliye kararında söz konusu olan sizin tahliyeniz değil , hayvanın tahliyesidir. Siz o dairede dilerseniz oturmaya devam edebilirsiniz.

Söz konusu hayvan, sakin bir kedi olabilir, felçli bir hayvan ya da havlamayan, tüy dökmeyen, kimseye zarar vermeyen bir köpek olabilir. Ama maalesef Yar gıtay 18. Dairesi’nin bu konudaki yorumu çok serttir:

 

“Hayvan ister rahatsızlık versin, ister vermesin; sadece apartman yönetim planına bakılsın. Eğer yasak hüküm varsa hemen tahliye edilsin.” Oysa tahliye kararının an cak hayvan çevresine zarar veriyorsa, komşuları rahat sız ediyorsa ya da evdeki hayvan sayısı çoksa ( Kabul edilebilir tolerans limitinin üzerinde ise ) verilmesi gerekir.

 

Tolerans limiti her somut olaya gore  değerlendirilmesi gereken komşularınız tarafından katlanabilirlik sınırıdır. Siz Mozart’ı çok seviyorsunuz diye komşunuz da bunu sevmek zorunda değildir. Ya da balkonunuzda bahçenizdeki koku sınırı komşunuzun dayanabilme sınırına kadardır. Sizin için harika olan yemek kokusu komşunuz için çekilemez boyutta olabilir. Aynı şekilde evinizde bahçenizde beslediğiniz hayvan sayısı da sizin için katlanabilirlik sınırı içinde olmasına ragmen bulunduğunuz yaşam tarzındaki genel davranış ve temayüle göre durum değerlendirilecektir. O yüzden evlerde beslenen hayvanlar için somut bir sayı vermek Uygun olmaz. Fakat ne olursa olsun istifçi boyutunda bir evin içinde ya da bahçesinde 30 -40 kedi köpek beslenmek , ya da ev içinde çiftlik hayvanı barındırmak ( örneğin koyun keçi vs ) tolerans limitinin üstünde bir sayıdır ve apartman / site yönetim planında  yasak hüküm olmasa bile tahliyeye neden olacaktır.

 

Burada kimi hayvanseverlerin yanlış uygulamaları ve dayatmaya varan uygulamaları maalesef mutevazı sınırlar içinde hayvan bakıp kollamak isteyen kişilere de zor durumlar yaşattığını da vurgulamamız gerekiyor. Bu konuda daha fazla bilgi için hayvanları hayvanseverlerden koruma derneğimizin manifestosuna ve oradaki makalelere de göz atmanızı tavsiye ederiz. ( www.sincapdernegi.org )

 

 

Cinayet Bölgesi Konuşur !

Cinayet Bölgesi Konuşur !

Her ne kadar genel değil özel bir yasa olan 5199 sayılı yasanın kabahatler yasasından çıkıp ceza hukuku kapsamına girmesi hedeflesek de burada hassas bir kaç sorun var. Bunu özellikle berlirtmek gerekir.

Öncelikle ceza ile toplumu ıslah etmenin  şu anda çaresiz kaldığımız için başvurduğumuz yol olarak önümüzde durması son derece acı bir durumdur. Hayvana eziyet eden insanın akli melekelerinde psikolojik durumunda sorun olduğu muhakkaktır ve mutlaka müşahede altına alınıp tedavi altına alınması gerekir.


Diğer yandan cezai sorumluluk bakımından bizim Haytap olarak meclise sunduğumuz teklif ( -ki 2006 yılından beri bu işin peşindeyiz) , hapis cezası olarak belirlenen alt sınırın 2 yıldan başlamasıdır. Çünkü Ceza Yargılamaları Usulü Yasası gereği ceza yasalarında 2 yıl altında verilecek hapis cezaları adli para cezasına çevrilecektir. Yargıcın takdir yetkisi ile cezayı daha üst  limitten de verme olasılığı vardır ancak yargıtay ceza dairelerinin uygulamaları çok sağlam gerekçe olmadığı sürece üst sınırdan verilen cezalara onama verilmemesi yönündedir.

Dolayısıyla alt sınırın iki yıl hapis cezası olarak yasalaşması gerçekleşmiş olsaydı ,  fiili olarak sanığın tutuklanması  gerçekleşecektir.  Hukukçu olmayanlar için mahkeme kararında belirlenen hapis cezası sanki tutuklamayla eş değermiş gibi görülebilir fakat ceza yargılaması usulü gereği bu bir tutuklama değildir. Fail bildiğiniz demir parmaklıklar arkasına girmez.  Değişiklik teklifimiz o yüzden alt sınırı her ne kadar 2 yıldan başlayan hapis cezası içerse de meclis komisyon görüşmelerinde bu talebimiz reddedilmiş ve mevcut TCK 151/2 ‘de belirlenen sınırla aynı olması istenmiştir ( 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ) Yasa değişse bile faile uygulamada 4 aylık alt sınır büyük olasılık takdir edileceğinden  , sonuçta kabahatler yasası uygulamasındaki gibi yine bir para cezası olacaktır. Bu sefer adı idari para cezası değil , fakat adli para cezası olacaktır. (Kamu vicdanı rahatlamak isteyen vatandaş için sonuçta aynen kabahatler yasasındaki gibi uygulama olacağından birşey değişmeycek )

Sahipli ya da Sahipsiz Hayvana Şiddet Konusunda Çözüm Önerisi ?

5199'un kabahatler yasası kapsamından çıkması halinde artık söz konusu haksız eylem suç olarak kabul edileceğinden ve mahkumiyet artık mahkeme yargılaması sonucu verileceğinden ( artık kabahatlinin değil) failin tabiiki bu durum sabıka kaydına işlenecektir.

Dolayısıyla olası yasa değişikliğinde  tutuklama olmayacaktır. Fakat bu durumu , bürokratların konuya yaklaşımı , toplumdaki tasa değerlerinin henüz istenilen düzeyde olmamasından kaynaklandığını da kabul etmemiz gerekir.  Başka bir deyişle toplumun tüm kesimlerinden parlementoya bu yönde bir baskı dozajı hala  yeterli değildir.Yasa değişikliği ile birlikte tasa maalesef toplumda yeteri kadar hala olması gerekli düzeye ulaşamamıştır. Tasa düzeyi daha hassas olan kesim için için ise herşeyi devletin tepesinden beklemekte , sivil toplum örgütü gücüyle ve baskısıyla bazı kavramların değiştirilebileceği bilincinde değildir.

Sosyal medya baskısı bunu daha sık kullanan kentli insan için bir kıstas olabilir ama kesinlikle yeterli değildir.

Yine meclise defalarca sunmuş olduğumuz ve komisyonlarda kabul edilmeyen teklifte ise ağırlaştırılmış bölüm ile ilgili fıkramız eğer kabul edilmiş olsaydı şöyle olacaktı :


“Bu Kanunda yazılı hayvan haklarını ihlal eden eylem, toplumsal infial yaratmış ise,ayrıca üç·yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Bu·suç·şikayete·bağlı·olmayıp Cumhuriyet·Savcılarınca, re’sen soruşturulur. Ayrıca bu suçu işleyen kişinin, özgürlüğü bağlayıcı cezası sona erdikten sonra en az bir yıl boyunca devlete bağlı bir psikolojik tedavi merkezinde müşahede altına alınması gerekir.”

Diğer yandan , sahipli ya da sahipsiz olsun hayvana eziyet olduğunda savcılık durumdan haber olur olmaz şikayete bağlı olmaksızın re’sen ( kendiliğinden )  kamu adına harekete geçmesi , dava açması gerekir. Bu suçun şikayete bağlı suçlardan olmaması gerekir. O bölgede bir dernek  ya da hayvansever bir kişi olmasa bile savcılık makamı konu kendisine polis ya da jandarma tutanağı ile intikal ettiğinde kovuşturmaya başlamalıdır.( Ayrıca bkz dipnot ).

Suçun şikayete bağlı olması bu suçtan mağdur olan kişilerin altı aylık süre içinde yetkili makamlardan bu fiil hakkında kovuşturma yapmasını talep etmelerini de gerektirmektedir. Yani mağdur olanın izni olmadan bu soruşturma savcılıkça kendiliğinden kovuşturulmayacaktır. Halbuki yasaya re'sen savcılıkların da yetkili olduğu bir madde koyulsa , yani suç talebe bağlı kalmaksızın kovuşturulsa , durum bir şahsın mağduriyeti değil ama topluma karşı , çevreye karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edilse modern hukuk sistemimiz içinde yer aldığını düşünebilecektik. Halbuki bu teklifimiz de reddedilmiştir.

Ayrıca suçun şikayete bağlı olmasında mağdurun aradan zaman geçtikten sonra failler ile bir şekilde anlaşması , mahalle baskısını üzerinde hissetmesi nedeniyle şiakyetinden vazgeçmesi sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Vehametin ilk sancılı haftaları geçtikten sonra kimse katledilen hayvanlar için şikayetçilik durumunu da sürdürmek istemediğinden , şikayetinden vazgeçtiğinden mahkeme yargılama yapmak istemesi de yeterli olmayacaktır. Dosya düşecektir.

Hayvan katillerinin  bulunması durumu da başlı başına başka bir sorundur. Bu durum devamında başka altyapı eksikliklerini de getirecektir. Hayvanların dili olmadığı için bir hayvan kendisine yapılan zulmü anlatamaz. Ya da zehirlenmiş bir hayvan veyahut ( sahipli ya da sahipsiz ) işkenceye maruz kalmış bir hayvan da durumu tam olarak anlatmaz. Şimdilik veteriner hekimler ipucu vermeye çalışır şekilde rapor hazırlamaktadır ancak konusunda deneyimli olmayan bir çok veteriner de bu veriyi tam olarak verememekte ya da olay üzerinden zaman geçtikten sonra durum tesbit edilememektedir.

Halbuki  cinayet bölgesi konuşur. Cinayet bölgesinin delillerini iyi toplayabilirseniz, bunları eğitimli insanlar vasıtasıyla okuyatabilirseniz söz konusu bölge size herşeyi anlatır.  Uzman kişi size katili hoooop diye bizzat teslim eder. Dolayısıyla bu konuda devletin yetiştirmesi ve istihdam etmesi gerekli adli tıp eğitimi de almış uzman veteriner hekimleri , polisleri ile çalışması gerekir. Üzerinden zaman geçse de olay mahallini konuşturup savcının ilgili hayvan katilleri  hakkında dava açmasını sağlayacak kişi işte bu yetişmiş elemanlar olacaktır.


Görüldüğü üzere 5199 sayılı yasada yapılması istediğimiz değişiklik bir iki madde ile sınırlı tutulursa bunca mücadelede dağ fare doğurmuş olacaktır. Bu sakıncaları ve eksik bilgi ile ortada konuşanlara kaç kere söyledim yazdım bilemiyorum 12/12/2017

Dipnot :

[1] Actiones populares : Roma Hukukunda kamunun menfaatini korumak üzere bireyler tarafından açılan davalardır. Actiones popularesin bir kaç çeşidi vardı. Bazılarını birey , populus Romanus’un temsilcisi gibi açardı ; davalı mahkum edildiği takdirde mahkumiyet miktarı devlet hazinesine gider , yalnız yaptığı işin mükafatı olarak paranın bir kısmı davacıya verilirdi.

Roma Hukuku , Ziya Umur s264 , 1987

Son Güncelleme ( Çarşamba, 20 Aralık 2017 16:10 )

Çocuklara zulmü sevdirmeyin!

Çocuklara zulmü sevdirmeyin!

Kimi zaman sevimlilikleriyle hayatlarımızda yer ettirdiğimiz hayvanların özellikle de sirk hayvanlarının eğitimindeki zorlayıcı süreçte arka plan olan mutfakta yaşananların nedense görmek istemiyoruz. Okullar, belediyeler hatta milli eğitimin izin prosedürleri o kadar hızlı işliyor ki... Bir de marifetmiş gibi bu yerlere gelir gelmez koşa koşa çocuklara zulüm sevdirmeye gidiyorlar. Maalesef bilinçsizce el çırptığımız bu acı gerçeği artık hayatlarımızdan bir an önce çıkarma zamanımız geldi.

Dünya turnesi kapsamında sadece iki günlüğüne İstanbul’da olacak Büyük Moskova Sirki'nin tek bir hayvanın bile kullanılmadığı gösterileri, ülkemiz ve dünya için çok önemli bir dönüm noktası olacak.

Sirklerin suçsuz mahkumları

Hayvanları izlerken göremeyeceğiniz tek şey, doğalarından koparılmış ve yaşamları boyunca hapsedilmiş hayvanların yıllardır çektiği acı ve ızdıraplardır. Sirkler 1 ya da 2 saat boyunca izleyenlerin ağzını açık bırakır. Çocuklar için en eğlencelisi tartışmasız vahşi hayvanlarla yapılan şovlardır; tek ayağı üzerinde duran filler, alev çemberinden atlayan kaplanlar...

Sirklerin parlak perdelerinin arkasına geçtiğinizde "eğlendirmeye mahkum" hayvanların çaresizliğini görürsünüz. Kırbaç, dar tasma, ağızlık, elektrik şoku, çelik kancalı sopa ve diğer acı veren aletler, sirklerde filler ve diğer hayvanlar için kullanılan acı verici materyaller arasındadır.

Aldığınız her bilet tüm sirk hayvanlarının ömürlerini zincirli kafesler arasında adeta cezaevi ortamında geçirmesine neden olmaktadır. Sizler belki o gülümsüyormuş gibi görünen hayvanların gösteri dünyasındaki hayatlarından memnun olduklarını düşünebilirsiniz.

Çocuklarınız, gerçekleri bilmeden sirk hayvanlarını izliyor ve gülüyor. Çocuklarınıza gerçekleri anlattığınızda sirklerden nefret edeceklerdir.

 

Ahmet Kemal Şenpolat

 

CNN TÜRK

Son Güncelleme ( Perşembe, 19 Ekim 2017 14:57 )

ÇOCUKLARI EMANET ETTİĞİNİZ SERVİSÇİLERİN SABIKA KAYDI DOĞRU SÖYLÜYOR MU ?

ÇOCUKLARI EMANET ETTİĞİNİZ SERVİSÇİLERİN SABIKA KAYDI DOĞRU SÖYLÜYOR MU ?

 

Bir suç işlediyseniz mahkemece yargılama sonucu durum kesinleştiyse suçunuz sabıka kaydına işlenir. Suçun niteliğine göre tutuklamaya da dönüşen hapis cezası da alabilirsiniz ya da ileride başka bir suç işlediğinizde suçunuz tekerrür ettiğinden daha da ağırlaştırılmış ceza almanıza ya da infazınızın yanmasına kadar neden olabilir.

Geçen gün bir okul bahçesinde servis şoförlerinin malum sebeplerden yaralamalı silah çekmeli kavgaları medyaya düştü. Büyük olasılık sabıka kayıtları da olan çocuklarımızı emanet ettiğimiz  en önemli kişiler çoğunlukla kurallara da uymayan şans eseri kaderinizi belirleyen kişiler. Yani bu konuyla güya (!) eğitimden geçtiklerine inanmıyoru. Hatta bu kişiler empati yapmaları açısından aile babası oldukları kriteri de aranmıyordur . Veyahut her ay  psikolojik teste tabi tutuldukları gibi durum zaten yoktur.  Fakat büyük olasılıkla sabıka kayıtları temiz insanlar !

Acaba öyle mi ?

Örneğin bir servis şöförü altı ay önce bir hayvana tecavüz ettiyse , evet evet örneğin bir köpeğe eşeğe kediye hatta ördeğe cinsel saldırıda bulunduysa ?...

Bunu bilme olasılığınız var mı ?

Yok.

Tek bilme şansınız olan sabıka kaydında bu durumun görülmesi olasılığı var ancak mahkemeler nezdinde hayvana kötü muamele suç değil kabahat olarak algılandığından yargılama olmuyor  ve işledikleri bu “kabahatten” dolayı sabıka kaydına işlenmemiş bir durum ortaya çıkıyor. Tüm bilimsel veriler istatistikler de  gösteriyorki , insanlar suç işlemeden önce ilk denemelerini en zayıf halka olan hayvanlarda deniyorlar. Sonra sırasıyla çocuklar engelliler ve kadınlar geliyor.

Biz ise çocuklarımızı potansiyel suçlu olabilecek örneğin bir servis şoförüne arabasına binmesi ya da okul aşçısının elinden yemek yemesi  hatta belki de eğitim alması için bir öğretmene teslim ediyoruz.

O zaman yıllardır HAYTAP olarak sunduğumuz yasa teklifi neden bir türlü meclisten geçmiyor , neden hayvanlara kötü muamele eden insanların sabıka kaydına bu durum işlenmiyor ? ve ben neden göz göre göre işimi kadere şansa tesadüfe bırakıyorum ? Neden üç gün önce hayvanı zehirlemiş bir aşçıya çocuğumu yemek yediriyorum ya da zavallı bir hayvanın gözünü oymuş servis şoförüne çocuğumu teslim ediyorum ?

Oysa devlet bu kişileri güvenilir adam diye seçip öylesine parayla pulla ruhsat veriyor ,

Velevki kabahat üstü ( !) yakalandı diyelim bu kişi..ödeyeceği sembolik idari para cezasını da ödemesi için neden kolaylık sağlayıp cezanı peşin fiyatına 4 taksitle dahi ödeyebilirsin seçeneği sunuyorum ?

Bu kadar sapık ve pedofili olan bir toplumda , neden eşekle cinsel münasebette bulunan kişiyle yaşamak zorunda kalıyorum . Bu ülkede kapalı alanda sigara içen kişi nasıl mahkeme karşısına çıkıp yargılanmazsa , nasılki durum idari para cezası ile geçiştirilirse hayvana sadistçe yapılan işkencenin faili de aynı şekilde değerlendiriliyor.

Çocukları sadece silahlı magandalara değil , sadece kural tanımadan emniyet şeritlerini işgal edenlere değil aynı zamanda toplumdaki en zayıf halka olan hayvancıklar üzerinde cinsel açıdan sorunlu hastalıklı kişilere de teslim edip sonra da milyarlar akıtmıyoruz muyu o anlı şanlı okullara ?

İşe alırken adli sicil kaydında her suçu görebildiğim halde hayvana her türlü sadist muamelede bulunan kişiyi  o kayıtta göremediği için okul da bu kişi istihdam etmek zorunda kalıyor.

Neden ? Neden ? Neden ?

Ben biliyorum neden olduğunu.

Mahkemelerin üzerindeki yük artmasın dosya sayısı fazlalaşmasın istatistiklere içinde yaşadığımız hastalıklı toplum ile yüzleşmeyelim diye !

 

7/9/2017

 

 

 

YAPILSIN , EDİLSİN , OLSUN !

YAPILSIN  , EDİLSİN , OLSUN !

 

Mücadele etmeden isteklerimizin gerçekleşmesine ne kadar seviyoruz. Özellikle sosyal medyada hayvan hakları ihlali ile ilgili kötü bir durum ile karşılaşınca bela okumalar , küfürlerle beraber kendilerinin okunmayacağını bile bile yüzlerce binlerce insan “şöyle yapılsın böyle edilsin” diye yetkili makamlara sanal duygularını anlatıyorlar.
Hepiniz çok sıkça görüyorsunuz belki siz de buna bir tepki vermek adına katılıyorsunuz. Hatta sadece sosyal medya ortamında değil aynı zamanda konuşurken de “şu yasa değiştirilsin  , bunlar yasaklansın, hayvanlara kötü muamele edenler tutuklansın , ormanlar kesilmesin ” diye dilekler gırla geziyor
Peki böyle edilgen cümleler kurmakla , yani bir başkasına görev ya da akıl verip eli taşın altına sokmamakla , bir tıkla dünya yerinden sallanır mı ? Olacak iş mi bu ? Hele tıkladım tıkırdadım çevrenin ya da hayvanların hakkını korudum olur mu ?
Cümlelerin aktif cümle olmasından nasıl korkarak da kaçıyoruz . Yapalım , çözelim , mücadele edelim  , örgütlenelim , bilimsel raporlar hazırlayalım , meclise gidip lobicilik yapalım , ulusal basını kullanalım , okullara gidelim , kısa filmlerle afişlerle farkındalık yaratalım yapmak ne kadar zor herkes biliyor çünkü.
Tabi bu saydıklarımın hepsi o kadar zor , o kadar meşakkatli ve hatta özel hayatınızdan feragat de edeceğiniz işler ki , bunlardan birisini bile yapıp, üretip ortaya çıkartmak karşılığında da çok çok az ilerlendiğini görmek , eleştirilme riskini almak da cabası.
Yani dava adamı olmakla , dışardan durup talimatlar yağdırmak , akıl vermek , kopya işler yapmak , yapılan çalışmaları taklit etmek arasında dünya fark var. Birisinde özveri çalışkanlık emek enerji yitip giden hayatlar , diğerinde ise  dilek kutusundaki mektuplar kadar tekdüzelik bulunmakta.
Bir tıkla da, bir akıl vermekle de murad ettiğimiz amaç gerçekleşmeyince de sonra veriyoruz yetkililere veryansını. Ama onların senin birlikteliğinden , istemlerinden , konuşmalarından ete kemiğe bürünmedirediğin  için haberi bile yokki. Çoğunluk adeta meyve vermeyen ağaç gibi.
Şöyle yapılsın böyle edilsin . Peki ucundan sen tut. Sen de imeceye girmeye çalış. Ya da kendine güveniyorsan ateşten gömleği giy ve liderliğe soyun kitleyi peşinden götür. Edilgen cümleler ile kim neyi başarmış , hangi hedefe ulaşmış ?
Hayvan hakları ihlal edildiğinden örneğin adalet mekanizmasından şikayet edeceğine bir mumu da senin yakman gerekiyor , hayvanat bahçelerinde hayvanlar tutsak olmasın diyorsan belediyelerin karşısına akılcı metodlarla çıkabilmen , bakanlıklara en azından bir mektup yazman gerekiyor. somut olarak fiili bir değeri olmadığı için bilgisayardan atılan tek tük e- postalara  da pek inanmıyorum açıkçası . hepsininin bir “delete” lik ömrü var. yüzbinlerce kişinin eposta yerine yüzbin mektup yazdığını posta yoluyla kart postal yolladığını düşünecek olursanız bu mektupların belediyelerin basının bakanlıkların kapısına da yığıldığını düşünecek olsanız daha etki yaratmaz mı ? Ama postaneye gitmek bile bir iş değil mi ?
Dolayısıyla emek vermeden , enerji sarfetmeden hele doğru bilgi sahibi olmadan yalan yanlış duyumlarla birşeyleri değiştirmeye çalışmak mümkün değil. Sadece kendimizi kandırmak.
Örgütlenmek , bilgilenmek , harekete geçmek gerekiyorsa daha önceki izlenen farklı özgün yollar bulmak gerekiyor. Bu konuda çalışanlara da akıl ya da ödev vermek değil , bizzat işin içine dahil olup üretmek , üretmek , üretmek gerekiyor. Ve çooook uzun yıllar sonra hedefinize ulaşmayı da göze almak gerekiyor.
Yoksa Atatürk de bilirdi bir tıkla memleket kurtarmayı !

 

Mücadele etmeden isteklerimizin gerçekleşmesine ne kadar seviyoruz. Özellikle sosyal medyada hayvan hakları ihlali ile ilgili kötü bir durum ile karşılaşınca bela okumalar , küfürlerle beraber kendilerinin okunmayacağını bile bile yüzlerce binlerce insan “şöyle yapılsın böyle edilsin” diye yetkili makamlara sanal duygularını anlatıyorlar.

Hepiniz çok sıkça görüyorsunuz belki siz de buna bir tepki vermek adına katılıyorsunuz. Hatta sadece sosyal medya ortamında değil aynı zamanda konuşurken de “şu yasa değiştirilsin  , bunlar yasaklansın, hayvanlara kötü muamele edenler tutuklansın , ormanlar kesilmesin ” diye dilekler gırla geziyor

Peki böyle edilgen cümleler kurmakla , yani bir başkasına görev ya da akıl verip eli taşın altına sokmamakla , bir tıkla dünya yerinden sallanır mı ? Olacak iş mi bu ? Hele tıkladım tıkırdadım çevrenin ya da hayvanların hakkını korudum olur mu ?

Cümlelerin aktif cümle olmasından nasıl korkarak da kaçıyoruz . Yapalım , çözelim , mücadele edelim  , örgütlenelim , bilimsel raporlar hazırlayalım , meclise gidip lobicilik yapalım , ulusal basını kullanalım , okullara gidelim , kısa filmlerle afişlerle farkındalık yaratalım yapmak ne kadar zor herkes biliyor çünkü.

Tabi bu saydıklarımın hepsi o kadar zor , o kadar meşakkatli ve hatta özel hayatınızdan feragat de edeceğiniz işler ki , bunlardan birisini bile yapıp, üretip ortaya çıkartmak karşılığında da çok çok az ilerlendiğini görmek , eleştirilme riskini almak da cabası.

Yani dava adamı olmakla , dışardan durup talimatlar yağdırmak , akıl vermek , kopya işler yapmak , yapılan çalışmaları taklit etmek arasında dünya fark var. Birisinde özveri çalışkanlık emek enerji yitip giden hayatlar , diğerinde ise  dilek kutusundaki mektuplar kadar tekdüzelik bulunmakta.

Bir tıkla da, bir akıl vermekle de murad ettiğimiz amaç gerçekleşmeyince de sonra veriyoruz yetkililere veryansını. Ama onların senin birlikteliğinden , istemlerinden , konuşmalarından ete kemiğe bürünmedirediğin  için haberi bile yokki. Çoğunluk adeta meyve vermeyen ağaç gibi.

Şöyle yapılsın böyle edilsin . Peki ucundan sen tut. Sen de imeceye girmeye çalış. Ya da kendine güveniyorsan ateşten gömleği giy ve liderliğe soyun kitleyi peşinden götür. Edilgen cümleler ile kim neyi başarmış , hangi hedefe ulaşmış ?

Hayvan hakları ihlal edildiğinden örneğin adalet mekanizmasından şikayet edeceğine bir mumu da senin yakman gerekiyor , hayvanat bahçelerinde hayvanlar tutsak olmasın diyorsan belediyelerin karşısına akılcı metodlarla çıkabilmen , bakanlıklara en azından bir mektup yazman gerekiyor. somut olarak fiili bir değeri olmadığı için bilgisayardan atılan tek tük e- postalara  da pek inanmıyorum açıkçası . hepsininin bir “delete” lik ömrü var. yüzbinlerce kişinin eposta yerine yüzbin mektup yazdığını posta yoluyla kart postal yolladığını düşünecek olursanız bu mektupların belediyelerin basının bakanlıkların kapısına da yığıldığını düşünecek olsanız daha etki yaratmaz mı ? Ama postaneye gitmek bile bir iş değil mi ?

Dolayısıyla emek vermeden , enerji sarfetmeden hele doğru bilgi sahibi olmadan yalan yanlış duyumlarla birşeyleri değiştirmeye çalışmak mümkün değil. Sadece kendimizi kandırmak.

Örgütlenmek , bilgilenmek , harekete geçmek gerekiyorsa daha önceki izlenen farklı özgün yollar bulmak gerekiyor. Bu konuda çalışanlara da akıl ya da ödev vermek değil , bizzat işin içine dahil olup üretmek , üretmek , üretmek gerekiyor. Ve çooook uzun yıllar sonra hedefinize ulaşmayı da göze almak gerekiyor.

Yoksa Atatürk de bilirdi bir tıkla memleket kurtarmayı ! 22/5/2017

 

Haytap Hayvan Hakları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı

 

BU YAZI CNNTURK TE DE BİRAZ DAHA KISALTIMIŞ OLARAK YAYINLANMIŞTIR

Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Haziran 2017 15:44 )

Sayfa 1 > 27

opencart tema opencart temaları