Ahmet Kemal Şenpolat Yazıları

YAPILSIN , EDİLSİN , OLSUN !

YAPILSIN  , EDİLSİN , OLSUN !

 

Mücadele etmeden isteklerimizin gerçekleşmesine ne kadar seviyoruz. Özellikle sosyal medyada hayvan hakları ihlali ile ilgili kötü bir durum ile karşılaşınca bela okumalar , küfürlerle beraber kendilerinin okunmayacağını bile bile yüzlerce binlerce insan “şöyle yapılsın böyle edilsin” diye yetkili makamlara sanal duygularını anlatıyorlar.
Hepiniz çok sıkça görüyorsunuz belki siz de buna bir tepki vermek adına katılıyorsunuz. Hatta sadece sosyal medya ortamında değil aynı zamanda konuşurken de “şu yasa değiştirilsin  , bunlar yasaklansın, hayvanlara kötü muamele edenler tutuklansın , ormanlar kesilmesin ” diye dilekler gırla geziyor
Peki böyle edilgen cümleler kurmakla , yani bir başkasına görev ya da akıl verip eli taşın altına sokmamakla , bir tıkla dünya yerinden sallanır mı ? Olacak iş mi bu ? Hele tıkladım tıkırdadım çevrenin ya da hayvanların hakkını korudum olur mu ?
Cümlelerin aktif cümle olmasından nasıl korkarak da kaçıyoruz . Yapalım , çözelim , mücadele edelim  , örgütlenelim , bilimsel raporlar hazırlayalım , meclise gidip lobicilik yapalım , ulusal basını kullanalım , okullara gidelim , kısa filmlerle afişlerle farkındalık yaratalım yapmak ne kadar zor herkes biliyor çünkü.
Tabi bu saydıklarımın hepsi o kadar zor , o kadar meşakkatli ve hatta özel hayatınızdan feragat de edeceğiniz işler ki , bunlardan birisini bile yapıp, üretip ortaya çıkartmak karşılığında da çok çok az ilerlendiğini görmek , eleştirilme riskini almak da cabası.
Yani dava adamı olmakla , dışardan durup talimatlar yağdırmak , akıl vermek , kopya işler yapmak , yapılan çalışmaları taklit etmek arasında dünya fark var. Birisinde özveri çalışkanlık emek enerji yitip giden hayatlar , diğerinde ise  dilek kutusundaki mektuplar kadar tekdüzelik bulunmakta.
Bir tıkla da, bir akıl vermekle de murad ettiğimiz amaç gerçekleşmeyince de sonra veriyoruz yetkililere veryansını. Ama onların senin birlikteliğinden , istemlerinden , konuşmalarından ete kemiğe bürünmedirediğin  için haberi bile yokki. Çoğunluk adeta meyve vermeyen ağaç gibi.
Şöyle yapılsın böyle edilsin . Peki ucundan sen tut. Sen de imeceye girmeye çalış. Ya da kendine güveniyorsan ateşten gömleği giy ve liderliğe soyun kitleyi peşinden götür. Edilgen cümleler ile kim neyi başarmış , hangi hedefe ulaşmış ?
Hayvan hakları ihlal edildiğinden örneğin adalet mekanizmasından şikayet edeceğine bir mumu da senin yakman gerekiyor , hayvanat bahçelerinde hayvanlar tutsak olmasın diyorsan belediyelerin karşısına akılcı metodlarla çıkabilmen , bakanlıklara en azından bir mektup yazman gerekiyor. somut olarak fiili bir değeri olmadığı için bilgisayardan atılan tek tük e- postalara  da pek inanmıyorum açıkçası . hepsininin bir “delete” lik ömrü var. yüzbinlerce kişinin eposta yerine yüzbin mektup yazdığını posta yoluyla kart postal yolladığını düşünecek olursanız bu mektupların belediyelerin basının bakanlıkların kapısına da yığıldığını düşünecek olsanız daha etki yaratmaz mı ? Ama postaneye gitmek bile bir iş değil mi ?
Dolayısıyla emek vermeden , enerji sarfetmeden hele doğru bilgi sahibi olmadan yalan yanlış duyumlarla birşeyleri değiştirmeye çalışmak mümkün değil. Sadece kendimizi kandırmak.
Örgütlenmek , bilgilenmek , harekete geçmek gerekiyorsa daha önceki izlenen farklı özgün yollar bulmak gerekiyor. Bu konuda çalışanlara da akıl ya da ödev vermek değil , bizzat işin içine dahil olup üretmek , üretmek , üretmek gerekiyor. Ve çooook uzun yıllar sonra hedefinize ulaşmayı da göze almak gerekiyor.
Yoksa Atatürk de bilirdi bir tıkla memleket kurtarmayı !

 

Mücadele etmeden isteklerimizin gerçekleşmesine ne kadar seviyoruz. Özellikle sosyal medyada hayvan hakları ihlali ile ilgili kötü bir durum ile karşılaşınca bela okumalar , küfürlerle beraber kendilerinin okunmayacağını bile bile yüzlerce binlerce insan “şöyle yapılsın böyle edilsin” diye yetkili makamlara sanal duygularını anlatıyorlar.

Hepiniz çok sıkça görüyorsunuz belki siz de buna bir tepki vermek adına katılıyorsunuz. Hatta sadece sosyal medya ortamında değil aynı zamanda konuşurken de “şu yasa değiştirilsin  , bunlar yasaklansın, hayvanlara kötü muamele edenler tutuklansın , ormanlar kesilmesin ” diye dilekler gırla geziyor

Peki böyle edilgen cümleler kurmakla , yani bir başkasına görev ya da akıl verip eli taşın altına sokmamakla , bir tıkla dünya yerinden sallanır mı ? Olacak iş mi bu ? Hele tıkladım tıkırdadım çevrenin ya da hayvanların hakkını korudum olur mu ?

Cümlelerin aktif cümle olmasından nasıl korkarak da kaçıyoruz . Yapalım , çözelim , mücadele edelim  , örgütlenelim , bilimsel raporlar hazırlayalım , meclise gidip lobicilik yapalım , ulusal basını kullanalım , okullara gidelim , kısa filmlerle afişlerle farkındalık yaratalım yapmak ne kadar zor herkes biliyor çünkü.

Tabi bu saydıklarımın hepsi o kadar zor , o kadar meşakkatli ve hatta özel hayatınızdan feragat de edeceğiniz işler ki , bunlardan birisini bile yapıp, üretip ortaya çıkartmak karşılığında da çok çok az ilerlendiğini görmek , eleştirilme riskini almak da cabası.

Yani dava adamı olmakla , dışardan durup talimatlar yağdırmak , akıl vermek , kopya işler yapmak , yapılan çalışmaları taklit etmek arasında dünya fark var. Birisinde özveri çalışkanlık emek enerji yitip giden hayatlar , diğerinde ise  dilek kutusundaki mektuplar kadar tekdüzelik bulunmakta.

Bir tıkla da, bir akıl vermekle de murad ettiğimiz amaç gerçekleşmeyince de sonra veriyoruz yetkililere veryansını. Ama onların senin birlikteliğinden , istemlerinden , konuşmalarından ete kemiğe bürünmedirediğin  için haberi bile yokki. Çoğunluk adeta meyve vermeyen ağaç gibi.

Şöyle yapılsın böyle edilsin . Peki ucundan sen tut. Sen de imeceye girmeye çalış. Ya da kendine güveniyorsan ateşten gömleği giy ve liderliğe soyun kitleyi peşinden götür. Edilgen cümleler ile kim neyi başarmış , hangi hedefe ulaşmış ?

Hayvan hakları ihlal edildiğinden örneğin adalet mekanizmasından şikayet edeceğine bir mumu da senin yakman gerekiyor , hayvanat bahçelerinde hayvanlar tutsak olmasın diyorsan belediyelerin karşısına akılcı metodlarla çıkabilmen , bakanlıklara en azından bir mektup yazman gerekiyor. somut olarak fiili bir değeri olmadığı için bilgisayardan atılan tek tük e- postalara  da pek inanmıyorum açıkçası . hepsininin bir “delete” lik ömrü var. yüzbinlerce kişinin eposta yerine yüzbin mektup yazdığını posta yoluyla kart postal yolladığını düşünecek olursanız bu mektupların belediyelerin basının bakanlıkların kapısına da yığıldığını düşünecek olsanız daha etki yaratmaz mı ? Ama postaneye gitmek bile bir iş değil mi ?

Dolayısıyla emek vermeden , enerji sarfetmeden hele doğru bilgi sahibi olmadan yalan yanlış duyumlarla birşeyleri değiştirmeye çalışmak mümkün değil. Sadece kendimizi kandırmak.

Örgütlenmek , bilgilenmek , harekete geçmek gerekiyorsa daha önceki izlenen farklı özgün yollar bulmak gerekiyor. Bu konuda çalışanlara da akıl ya da ödev vermek değil , bizzat işin içine dahil olup üretmek , üretmek , üretmek gerekiyor. Ve çooook uzun yıllar sonra hedefinize ulaşmayı da göze almak gerekiyor.

Yoksa Atatürk de bilirdi bir tıkla memleket kurtarmayı ! 22/5/2017

 

Haytap Hayvan Hakları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı

 

BU YAZI CNNTURK TE DE BİRAZ DAHA KISALTIMIŞ OLARAK YAYINLANMIŞTIR

Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Haziran 2017 15:44 )

 

ŞARIL ŞARIL AKAN ŞELALE : KÖPEK ÜRETİM ÇİFTLİKLERİ

ŞARIL ŞARIL AKAN ŞELALE : KÖPEK ÜRETİM ÇİFTLİKLERİ

 

Sokak hayvanlarıNIN sorunu , özellikle kedi ve köpeklerin damızlık gibi merdiven altlarında yasa dışı bir şekilde doğurtularak satıma sunulması ve bunun tamamıyla denetimsiz bir şekilde yapılması maalesef bu işe duyarlı birkaç STÖ dışında kimsenin umurunda değil

Ev ve süs hayvanlarının bir kartvizit olmaktan öte gitmediği , hayvan sahibi olmak ile hayvan hakkı savunuculuğunu üstlenmek arasındaki ciddi fark nedeniyle de ayrı bir baş ağrısı. Yani her hayvan sahibi mutlaka hayvan hakkı savunucu olmak durumunda değil ama bilinçsiz şekilde hayvanın soyu sopu belli olsun  ,  anne yanından alacağım , yavru ve cins olacak saplantısı bu üretim çiftliklerine olan talebi bir türlü kısmıyor.

İlk akla gelen petshoplardaki hayvan satışı sorun olsa da , asıl sorun  internetin rahatlığı ile adeta kargo ile teslimata varabilecek , gümrüklerdeki denetimsizlik ile yurda ithal ettiğimiz hayvanlar ve bu işin ticareti ile zavallı bir anneyi ölene kadar doğurtmaktan geçtiğini anlatmak gerekiyor.

Camın arkasından can satmak en azından dikkat çekiyor ama camın arkasına geçmeden satışlara ne demeli ? Bu üretimlerin kontrol ya da denetiminin olmamasına ne demeli ? Köylere kadar inen bu rezillik sokaklardaki ormanlardaki artan popülasyonu da doğruluyor.

Bu işte imza makamı olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ise sessiz , yıllardır somut adım atmıyor. Halbuki denetleme yetkisi , imza yetkisi ve kadrolar onlarda. Fakat siyasi yönden kadrolaşmak dışında cesaretli memurlarını bulamayan ve konuya son derece uzak ve duyarsız bakanlık tüm baskılarımıza rağmen üretim çiftliklerini kapatmıyor. Bu kadar çok kedi ve köpeğin üretimine göz yummak , otobanlarında ezilen hayvanlardan , vergisiz satıştan tutun , toplum sağlığına kadar her bakanlığı ilgilendiriyor. Sağlık bakanlığının , Maliye Bakanlığının , Gümrük Bakanlığının , Orman ve Su İşleri Bakanlığının hatta Eğitim bakanlığının müsteşar düzeyinde toplanıp bu ciddi soruna artık el atmasını umutsuzca gelmeyeceğini bildiğimiz otobüs gibi bekliyoruz.

Kısırlaştırma ile zehirleme ile dağa taşa hayvan atmakla ya da yurtdışına sahiplendirme yaparak var olan popülasyonu engellemek değil , sadece sorunu ötelemiş oluyoruz. Çiftliklerde üretilen cockerler , alman kurtları , st Bernardlar , Napolyon mastifler terierlerden , doğurtulmaya mahkum anne hayvanlardan bahsediyoruz.

Tavandan akan şelalenin kapatılmadan , yeri silmenin hiçbir anlamı yok. 5 bakanlığı doğrudan ilgilendiren ama hiçbir bakanlığın doğrudan sorumluluk almadığı , hissetmediği sadece yıllardan beri HAYTAP ın ve naçizane bu satırları yazan yazar dışında ciddi olarak algılayan da yok.

İkna etmek için çocuklarınızın ısırılması , birilerinin korkup şikayet etmesi , hayvanların zehirlenmesi ya da bir gün onlarla duygusal bağa girmeniz ve onların sorununu anlamanız mı gerekiyor ?

Yok mu cesaretli bir bürokrat ,  duyarlı bir bakan ? hep mi top taca gidecek ? Hiç mi bu ülkede işi bilen insanların görüşü alınıp somut adımlar atılamayacak ? Şelale hep akacak sizler hep ormanlara otobanlara mı atacaksınız ?14/03/2017

 

 

Yazı CNNTURK'te yayınlanmıştır. ( tıklayın )

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Mart 2017 10:19 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/var/vhosts/haytap.org/images/resized/images/stories/hayvanlar/tablo17_479_395.jpg' for writing: Permission denied in /var/vhosts/haytap.org/modules/mod_janews/helper.php on line 127

(*)Kuyuda olan kim acaba? - Who is Actually in that Well?

(*)Kuyuda olan kim acaba? - Who is Actually in that Well?

Karayolları Genel Müdürlüğünden aldığımız bilgiye göre sadece  İstanbul’da bir hafta içinde trafik kazasına maruz kalan hayvan sayısı ortalama 400 !

Dile kolay tam 400 zavallı sahipsiz hayvan kamyonların arabaların altında can veriyor…

Bunun büyük bir kısmı yaralı olarak , kurtarılabileceği halde veterinerlik hizmeti alamadığı ambulans hizmeti verilemediği için can çekişerek günlerce sonra ölüyor.

 

Şanslı olanlar ise hemen oracıkta ölüyor.

 

Diğer yandan  sadece İstanbul'da ağzıyla terkedilmiş mağdur sahipsiz hayvanlarla dolu 40’a yakın hayvan bakımevi var. Kimsenin görmediği ormanlara belediyelerce atılan binlercesi ise doğal koşullarla mücadele ediyor.

 

Büyük bütçeli belediyeler İstanbul Eskişehir Aydın Ankara Kayseri Bursa gibi yerler hayvanat hapishanelerine yaban hayvanlarını demir kafes ardında sergilemek için birbirileri ile yarışıyorlar. Hayvan distribütörlüğünden para kazananlar kapılarını aşındırıyor.

 

Yunus parklarına ise özgür denizlerden yakalanan onlarca zavallı hayvan güya sağlık turizmi güya alkış turizmi için açlıkla imtihan edilerek sahneye çıkmayı bekliyor.

 

Adalar’daki zavallı fayton atları yıllardır adalarda İBB’nin adım atması , maruz kaldıkları işkenceye son verilmesi , cesetlerinin adanın derin denizlerinde yüzdüğünü bile anlatmak için gerekli desteği bulamıyorlar. Alternatif ulaşım bir türlü geliştirilemiyor

 

Kürk endüstrisine , mezbahalarda, petshoplarda , gümrüklerde yaşanan çığlıkları ise anlatmak kifayetsiz

 

Binlercesi sahiplenmeyi beklerken ko-medyanın önünde boy göstermek sahiplenmek için birbirimizle yarışıyoruz.

 

Ve hep beraber kalkmışız bir anda medyatik olan bir kuyunun dibine bakarak orada kimin olduğunu  anlamaya çalışıyoruz. Kuyunun içinde insanlığımız duruyor , coğrafyamızın kaderi duruyor. Gözlerimizi bilerek kapayıp , inatla açmak istemediğimiz vicdanımız duruyor.17/02/2017

 

 

CNN TURK LİNKİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN

 

Who is Actually in that Well?

 

According to the information we received from the General Directorate of Highways, the number of animals that had traffic accidents only in Istanbul within the span of a week was on average 400!

It can easily be said that a total of 400 stray animals are dying under trucks and cars…

Many of these animals are left wounded, waiting for veterinary help or an ambulance that does not come, and suffer for days to face a horrific death.

 

The lucky ones die right at the same spot.

 

On the other hand, only in Istanbul there are almost 40 animal care homes that are completely full of abandoned animals. Then there are the thousands of animals abandoned in the outskirts of Istanbul, trying to fight for their lives in the forests and these animals have become invisible to most.

Municipalities with large budgets such as Istanbul, Eskisehir, Aydın, Ankara, Kayseri and Bursa are competing with one and other to showcase wild animals behind bars in their animal prisons. Those who earn money from distributing animals are at their gates making a profit.

In dolphin parks, poor animals that have been taken away from their home oceans and from their freedom are being starved to end up on stage using the excuse of it being for health tourism or for entertainment purposes.

The poor coach horses on the islands have been waiting for the Istanbul Metropolitan Municipality to take action, for there to come an end to their daily torture, and that they are given the opportunity to talk about the many horse corpses swimming in the deep waters of the sea. Somehow no alternative method of transportation can be developed.

It would be impossible to explain the endless screams coming from the fur industry, from slaughterhouses, from pet shops, from the customs offices on the borders.

Thousands of animals are in a race with each other to be picked up to be re-homed, to find a warm home.

And here we are looking down a well that has become a media hype, and we are trying to figure out who is at the bottom of the pit. Down there, is where are humanity lies, the faith of our geography. Our conscience lies down there, knowingly shutting our eyes and adamantly not willing to open them.  17.02.2017

 

 

Son Güncelleme ( Salı, 21 Şubat 2017 10:37 )

HAYVAN POLİSİ

HAYVAN POLİSİ

İşin içinde bizim kadar olmayanlar bilemezler , tahmin bile edemezler. Türkiye’de  hayvan hakları ihlalleri o kadar yoğun ve şiddetli boyutlarda oluyorki , bu işi kurum olarak yapmak için üstlenen devletin kurumları da gelen ihbarlara yetişememekten kilitlenmiş durumda

Geçen yıl Orman ve Su işleri bakanlığı hayvan hakları ihlalleri için  kendi şahsi emaillerine gelen ihbarlardan kurtulmak ve bu işi düzene bağlamak için vatandaşlar için hayvanhaklari@ormansu.gov.tr adlı bir yeni e- posta adresi oluşturdu.

 

Hayvan ihlalinde başvuracak makam, arayacak telefon, emaillerine bakacak bir yetkili bulamayan vatandaş çaresizlik içinde deli gibi itfaiyeden muhtarlığa ,derneklerden tarım ve  orman bakanlığı il  müdürlüklerine , belediyelerden medyaya kadar herkesi arıyor. Eposta yolluyor. Her ilçede kasabada kentte hayvanlara  inanılmaz derecede eziyet var . İnanmayacaksınız ama  bunların ancak binde biri medyada gündem arasında kendisine yer buluyor. Kamuoyunda infial yaratması ya da yaşanan olayın benzer katliamlardan biraz farklı olması ayrıca  Türkiye gündeminde önemli bir şey olmaması halinde gündeme giriyor.

O durumda da devletin uyuyan kurumları , bu işi yapmaları için vergilerimizden maaş alan elemanları önlerindeki kağıt işlerinden kurtulabilirlerse müdahele etmeye çalışıyorlar. Ancak samimi olarak söylemek gerekirse bu kurumlar başarılı olmadıkları gibi , bu kurumların yapması gereken işleri gönüllü olarak sınırlı bütçeyle hareket etmeye çalışan stklar daha etkin yapıyorlar. Dilekçelere verdikleri diplomatik yanıtlarla mesai dolduruyorlar.  Fiili olarak yetişemediklerinin , personel azları olduğunu , bilgili veteriner hekim istihdam etmediklerini  biliyoruz. Saat 17den sonra çalan telefona bile bakmayan bir  orman su işleri müdürlüğü ya da belediyelerin veteriner işleri müdürlüklerinin yerine stklar işbaşı yapmaya çalışıyor , vatandaştan asıl azarı da onlar işitiyorlar. Cumartesi pazarları resmi ve dini tatiller hvayanlar o süreç içinde zarar görmediklerinden emin oldukları için zaten bir beklentiniz olmaması gerekiyor.

 

Hayvanın eziyet gördüğünü düşünen vatandaş haklı olarak özellikle Orman Su İşleri bakanlığı ve tarım bakanlığı ve belediyelerden hizmet bekliyor. Ancak o hizmeti alamadığını görünce bu kurumlar harekete geçsin diye kendisini oyalayıp sanal imza kampanyaları ile sosyal medyada ses getireceğini düşünüyor. Bilgisizce sağa sola saldıran vatandaş da aynı enerjiyi örneğin kuvvetli bir STÖ yapılanması için ya da devletin kurumlarının çalışması için bir enerjiye vermek istemiyor. Aklına da zaten gelmiyor. Çünkü o sırada yaşamış olduğu akut sorunu acilen dindirmek istiyor . Devletin duygudan arındırılmış bürokrasiden kurtulamamış yüreği katmerleşmiş amirinden korkan , cesaretli karar alamayan memuru ile de uğraşmak istemiyor.

 

Fakat her halükarda acı çeken yolda yaralı olarak gördüğü hayvan ya da zehirlenen zavallılar oluyor.

Tüm bunların arkasında hayvanlara acil olarak müdahele edebilecek valilikler bünyesinde kurulmamış hayvan ve doğa polisinin olmaması yatıyor. Bu ekiplerin olması , bunların eğitilip bir an önce istihdam edilmesi  elzem bir konu desem de kimsenin bu sesi duyacağını da sanmayacak kadar da gerçekçiyim. Çünkü hayvanların acılarını dile getirebilecek dilleri maalesef yok.  Bütçemiz yok buna para ayıramayız diyen belediyelere ve bakanlıklara,  özellikle trilyonlarla oynayan büyükşehir belediyelerine nereye parayı harcayacağını o günkü siyasi konjüktöre göre belirleyen belediye başkanlarına da bir çift lafım var tabiiki : Bütçenizdeki engin paralarla hayvanat bahçelerine  , sirklere , yunus parklarına , cazibe merkezlerine yatırım yapareken eli titremeyen  bu kurumlar hayvanlara acil müdahele yetkisine sahip polis teşkilatlarını kurmanız sizleri ne kadar sarsar ?

 

Velev ki kurdunuz , düşünün bunun karşılığında o sessiz canlar için ne kadar ama ne kadar büyük ses getirirdiniz ! 31/01/2017

 

Haytap Yönetim Kurulu Başkanı

Eziyet gören hayvanlar için "hayvan polisi"

CNN TÜRK

Son Güncelleme ( Cuma, 17 Şubat 2017 16:30 )

Yavrum bana oradan iyisinden 10 tane penguen paket yapar mısın?

Yavrum bana oradan iyisinden 10 tane penguen paket yapar mısın?


İnanılacak gibi değil. Aziz Nesin'lik bir olay sanki. Türkiye'nin birçok önemli projesine el atmış Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Eskişehir halkı görüp beğensin diye önce hayvanat hapishanesi kuruyor, sonra da buraya tanesi 165 bin liradan 10 adet penguen siparişi veriyor.

 

Dile kolay toplamda yaklaşık 2 milyon lira…

Hayvanat hapishaneleri hayvanlar için bir tutsaklık merkezi, belediyeler için ise, cazibe merkezidir. Benzer hapishaneler maalesef Ankara, Aydın, Kayseri, Konya gibi kentlerde de belediyelerce hala yapım aşamasında ya da yapılmış bitmiş bile.

Daha kapılarının önündeki sahipsiz kedi, köpek, eşekler, atlar için bile veteriner, ambulans hizmeti vermezken, yaban hayvanlarını demir kafes ardına koyup sergilemek modern dünyada artık kabul edilmiyor.

Ya yurt dışından siparişle penguen ithal etmek?

Akıl alır gibi değil. Hiçbir insan aklına bunu açıklayamazsınız.

Bu kadar parayı heba etmek?

O zaman sorma sırası HAYTAP'a geliyor. Hayvanlara değil de bu paraları insanlara yatırım yapın. Hastane yapın , okul yapın, kütüphane, müze yapın, tiyatro salonları yapın. Hayvanların tutsaklığı üzerinden cazibe merkezi yaratmak, onları bir koleksiyonun parçası gibi toparlayıp tür sayısı ile övünerek belediyecilik dünyanın neresinde kaldı?

Penguenin doğal ortamını sağlamak için harcanacak paralar, uzmanlık dalı penguenler olan veteriner hekimler bulmak… İnanılacak iş değil. Eski parayla neredeyse 2 trilyon lira.

Eskişehir Belediyesi bu hayvanların tutsaklıkta doğdukları bahanesi ile utanmadan ihaleye çıkıyor. Tüm randevu taleplerimizi iyi niyetli görüşmelerimizi, sorun çıkmadan önce olası sorunları önlemek için görüşme çağrılarımızı makamın getirdiği kudretle padişah edasıyla reddediyor. Çünkü bu ülkede hangi siyasi parti olursa olsun, bu işe gönlünü vermiş 'know how'ı olan STÖ'lere asla kıymet vermiyor. Herkes kendi aklını beğeniyor. Herkes seçilmişliğin ya da atanmışlığın getirmiş olduğu kudret ile kendi aklının en iyi olduğunu dayatmak istiyor. Güç zehirlenmesi ile Anadolu'nun ortasına penguen bile getiriyor.

Artık olan olmuş, penguenler Eskişehir'e de gelmiş durumda. Bu dakikadan sonra yapılacak iş, artık sayın Eskişehir Belediye Başkanının yaptığı bu hata nedeniyle açıkça özür dilemesi. Eğer o özür dilemezse, yapım aşamasında olan Aydın Belediyesi de aynı hatalı yoldan ilerleyip maymunları, aslanları getirecek; Ankara Büyükşehir Belediyesi, kutup ayısını Svalbard'dan Ankara'nın 40 derece sıcağına getirip çekinmeden sergileyecek.

Sevgileri tutsak ederek, onların zaten demir kafesler ardında doğduğuna kendinizi toplu ikna ederek, bu dünyada acı çekmeden yaşayabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Hayvanlara huzur ve mutluluk vermeyen hiçbir toplum kendisi de huzuru bulamayacaktır.


Haytap Yönetim Kurulu Başkanı


Kaynak : CNN TURK



 

Göreceksiniz.İnanılacak gibi değil. Aziz Nesin'lik bir olay sanki. Türkiye'nin birçok önemli projesine el atmış Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Eskişehir halkı görüp beğensin diye önce hayvanat hapishanesi kuruyor, sonra da buraya tanesi 165 bin liradan 10 adet penguen siparişi veriyor.

metin boyutu
metni yazdır
Dile kolay toplamda yaklaşık 2 milyon lira…

Hayvanat hapishaneleri hayvanlar için bir tutsaklık merkezi, belediyeler için ise, cazibe merkezidir. Benzer hapishaneler maalesef Ankara, Aydın, Kayseri, Konya gibi kentlerde de belediyelerce hala yapım aşamasında ya da yapılmış bitmiş bile.

Daha kapılarının önündeki sahipsiz kedi, köpek, eşekler, atlar için bile veteriner, ambulans hizmeti vermezken, yaban hayvanlarını demir kafes ardına koyup sergilemek modern dünyada artık kabul edilmiyor.

Ya yurt dışından siparişle penguen ithal etmek?

Akıl alır gibi değil. Hiçbir insan aklına bunu açıklayamazsınız.

Bu kadar parayı heba etmek?

O zaman sorma sırası HAYTAP'a geliyor. Hayvanlara değil de bu paraları insanlara yatırım yapın. Hastane yapın , okul yapın, kütüphane, müze yapın, tiyatro salonları yapın. Hayvanların tutsaklığı üzerinden cazibe merkezi yaratmak, onları bir koleksiyonun parçası gibi toparlayıp tür sayısı ile övünerek belediyecilik dünyanın neresinde kaldı?

Penguenin doğal ortamını sağlamak için harcanacak paralar, uzmanlık dalı penguenler olan veteriner hekimler bulmak… İnanılacak iş değil. Eski parayla neredeyse 2 trilyon lira.

Eskişehir Belediyesi bu hayvanların tutsaklıkta doğdukları bahanesi ile utanmadan ihaleye çıkıyor. Tüm randevu taleplerimizi iyi niyetli görüşmelerimizi, sorun çıkmadan önce olası sorunları önlemek için görüşme çağrılarımızı makamın getirdiği kudretle padişah edasıyla reddediyor. Çünkü bu ülkede hangi siyasi parti olursa olsun, bu işe gönlünü vermiş 'know how'ı olan STÖ'lere asla kıymet vermiyor. Herkes kendi aklını beğeniyor. Herkes seçilmişliğin ya da atanmışlığın getirmiş olduğu kudret ile kendi aklının en iyi olduğunu dayatmak istiyor. Güç zehirlenmesi ile Anadolu'nun ortasına penguen bile getiriyor.

Artık olan olmuş, penguenler Eskişehir'e de gelmiş durumda. Bu dakikadan sonra yapılacak iş, artık sayın Eskişehir Belediye Başkanının yaptığı bu hata nedeniyle açıkça özür dilemesi. Eğer o özür dilemezse, yapım aşamasında olan Aydın Belediyesi de aynı hatalı yoldan ilerleyip maymunları, aslanları getirecek; Ankara Büyükşehir Belediyesi, kutup ayısını Svalbard'dan Ankara'nın 40 derece sıcağına getirip çekinmeden sergileyecek.

Sevgileri tutsak ederek, onların zaten demir kafesler ardında doğduğuna kendinizi toplu ikna ederek, bu dünyada acı çekmeden yaşayabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Hayvanlara huzur ve mutluluk vermeyen hiçbir toplum kendisi de huzuru bulamayacaktır.

Göreceksiniz.İnanılacak gibi değil. Aziz Nesin'lik bir olay sanki. Türkiye'nin birçok önemli projesine el atmış Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Eskişehir halkı görüp beğensin diye önce hayvanat hapishanesi kuruyor, sonra da buraya tanesi 165 bin liradan 10 adet penguen siparişi veriyor.

metin boyutu
metni yazdır
Dile kolay toplamda yaklaşık 2 milyon lira…

Hayvanat hapishaneleri hayvanlar için bir tutsaklık merkezi, belediyeler için ise, cazibe merkezidir. Benzer hapishaneler maalesef Ankara, Aydın, Kayseri, Konya gibi kentlerde de belediyelerce hala yapım aşamasında ya da yapılmış bitmiş bile.

Daha kapılarının önündeki sahipsiz kedi, köpek, eşekler, atlar için bile veteriner, ambulans hizmeti vermezken, yaban hayvanlarını demir kafes ardına koyup sergilemek modern dünyada artık kabul edilmiyor.

Ya yurt dışından siparişle penguen ithal etmek?

Akıl alır gibi değil. Hiçbir insan aklına bunu açıklayamazsınız.

Bu kadar parayı heba etmek?

O zaman sorma sırası HAYTAP'a geliyor. Hayvanlara değil de bu paraları insanlara yatırım yapın. Hastane yapın , okul yapın, kütüphane, müze yapın, tiyatro salonları yapın. Hayvanların tutsaklığı üzerinden cazibe merkezi yaratmak, onları bir koleksiyonun parçası gibi toparlayıp tür sayısı ile övünerek belediyecilik dünyanın neresinde kaldı?

Penguenin doğal ortamını sağlamak için harcanacak paralar, uzmanlık dalı penguenler olan veteriner hekimler bulmak… İnanılacak iş değil. Eski parayla neredeyse 2 trilyon lira.

Eskişehir Belediyesi bu hayvanların tutsaklıkta doğdukları bahanesi ile utanmadan ihaleye çıkıyor. Tüm randevu taleplerimizi iyi niyetli görüşmelerimizi, sorun çıkmadan önce olası sorunları önlemek için görüşme çağrılarımızı makamın getirdiği kudretle padişah edasıyla reddediyor. Çünkü bu ülkede hangi siyasi parti olursa olsun, bu işe gönlünü vermiş 'know how'ı olan STÖ'lere asla kıymet vermiyor. Herkes kendi aklını beğeniyor. Herkes seçilmişliğin ya da atanmışlığın getirmiş olduğu kudret ile kendi aklının en iyi olduğunu dayatmak istiyor. Güç zehirlenmesi ile Anadolu'nun ortasına penguen bile getiriyor.

Artık olan olmuş, penguenler Eskişehir'e de gelmiş durumda. Bu dakikadan sonra yapılacak iş, artık sayın Eskişehir Belediye Başkanının yaptığı bu hata nedeniyle açıkça özür dilemesi. Eğer o özür dilemezse, yapım aşamasında olan Aydın Belediyesi de aynı hatalı yoldan ilerleyip maymunları, aslanları getirecek; Ankara Büyükşehir Belediyesi, kutup ayısını Svalbard'dan Ankara'nın 40 derece sıcağına getirip çekinmeden sergileyecek.

Sevgileri tutsak ederek, onların zaten demir kafesler ardında doğduğuna kendinizi toplu ikna ederek, bu dünyada acı çekmeden yaşayabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Hayvanlara huzur ve mutluluk vermeyen hiçbir toplum kendisi de huzuru bulamayacaktır.

Göreceksiniz.İnanılacak gibi değil. Aziz Nesin'lik bir olay sanki. Türkiye'nin birçok önemli projesine el atmış Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Eskişehir halkı görüp beğensin diye önce hayvanat hapishanesi kuruyor, sonra da buraya tanesi 165 bin liradan 10 adet penguen siparişi veriyor.
metin boyutu
metni yazdır
Dile kolay toplamda yaklaşık 2 milyon lira…
Hayvanat hapishaneleri hayvanlar için bir tutsaklık merkezi, belediyeler için ise, cazibe merkezidir. Benzer hapishaneler maalesef Ankara, Aydın, Kayseri, Konya gibi kentlerde de belediyelerce hala yapım aşamasında ya da yapılmış bitmiş bile.
Daha kapılarının önündeki sahipsiz kedi, köpek, eşekler, atlar için bile veteriner, ambulans hizmeti vermezken, yaban hayvanlarını demir kafes ardına koyup sergilemek modern dünyada artık kabul edilmiyor.
Ya yurt dışından siparişle penguen ithal etmek?
Akıl alır gibi değil. Hiçbir insan aklına bunu açıklayamazsınız.
Bu kadar parayı heba etmek?
O zaman sorma sırası HAYTAP'a geliyor. Hayvanlara değil de bu paraları insanlara yatırım yapın. Hastane yapın , okul yapın, kütüphane, müze yapın, tiyatro salonları yapın. Hayvanların tutsaklığı üzerinden cazibe merkezi yaratmak, onları bir koleksiyonun parçası gibi toparlayıp tür sayısı ile övünerek belediyecilik dünyanın neresinde kaldı?
Penguenin doğal ortamını sağlamak için harcanacak paralar, uzmanlık dalı penguenler olan veteriner hekimler bulmak… İnanılacak iş değil. Eski parayla neredeyse 2 trilyon lira.
Eskişehir Belediyesi bu hayvanların tutsaklıkta doğdukları bahanesi ile utanmadan ihaleye çıkıyor. Tüm randevu taleplerimizi iyi niyetli görüşmelerimizi, sorun çıkmadan önce olası sorunları önlemek için görüşme çağrılarımızı makamın getirdiği kudretle padişah edasıyla reddediyor. Çünkü bu ülkede hangi siyasi parti olursa olsun, bu işe gönlünü vermiş 'know how'ı olan STÖ'lere asla kıymet vermiyor. Herkes kendi aklını beğeniyor. Herkes seçilmişliğin ya da atanmışlığın getirmiş olduğu kudret ile kendi aklının en iyi olduğunu dayatmak istiyor. Güç zehirlenmesi ile Anadolu'nun ortasına penguen bile getiriyor.
Artık olan olmuş, penguenler Eskişehir'e de gelmiş durumda. Bu dakikadan sonra yapılacak iş, artık sayın Eskişehir Belediye Başkanının yaptığı bu hata nedeniyle açıkça özür dilemesi. Eğer o özür dilemezse, yapım aşamasında olan Aydın Belediyesi de aynı hatalı yoldan ilerleyip maymunları, aslanları getirecek; Ankara Büyükşehir Belediyesi, kutup ayısını Svalbard'dan Ankara'nın 40 derece sıcağına getirip çekinmeden sergileyecek.
Sevgileri tutsak ederek, onların zaten demir kafesler ardında doğduğuna kendinizi toplu ikna ederek, bu dünyada acı çekmeden yaşayabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Hayvanlara huzur ve mutluluk vermeyen hiçbir toplum kendisi de huzuru bulamayacaktır.
Göreceksiniz.

Son Güncelleme ( Cuma, 17 Şubat 2017 16:30 )

Sayfa 1 > 27

opencart tema opencart temaları