Meşhur Atlar ve Diğer Canlılar - Zülfü Livaneli

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

zulfu_livaneli1Kaç haftadır, edebiyatın okur için bir zevk kaynağı olması gerektiğini söyleyip duruyorum ama aynı şey yazar için de geçerli. Bir yazar romanını, hikâyesini zevk alarak heyecanlanarak yazmasa, zorlanırsa, öyküyü ilerletmek için büyük sıkıntılar çekerse, okuru da fenalık basar.

Bu nedenle bazen yazmakta olduğunuz kitabı bir yana koyar, ara verir ve aklınızı çelen, sizi yazılması için zorlayan başka bir konuya yönelirsiniz.

Bunları anlatmamın nedeni, bugünlerde bir yazar olarak aynı ruh hali içine girmiş olmam. Uzun zamandan beri kafamda kurduğum, kişilerini oluşturduğum, kurgusunu kotardığım bir roman vardı. Hatta başlangıç bölümünü yazmıştım bile. Ama yıllar önce düşündüğüm ve bana ilginç gelen bambaşka bir konu aklımı çelmeye başladı, kanıma girdi, hatta daha ileri giderek diyebilirim ki aklımdan çıkmaz oldu. Şimdi galiba öteki romana bir ara verip, daha az hacimli olan bu kitaba yöneleceğim. Çünkü konu beni zorluyor, geceleri uyandırıyor, “yaz beni” diyerek baskı altına alıyor. Anlatıp kurtulmaktan başka çare yok.

Bu kitabın konusu insanlar değil hayvanlar, hem de çok meşhur hayvanlar.

İçlerinde tanrıları görenler mi istersiniz, adları imparatorlarla beraber anılanlar mı, heykelleri dikilenler mi, romanları yazılanlar mı? Hepsi var.

Üstelik bunların bazıları da cennette. Mesela Hz. Muhammed’i miraca çıkaran kanatlı at Burak gibi. İslâm kaynaklarının anlattığına göre Burak katırdan küçük, merkepten büyük, beyaz, yıldırımdan yaratılmış, kanatları ışıl ışıl yanan bir cennet atı. Hz Muhammed Mekke’de uyurken Allah Cebrail’i gönderir. Cebrail uyumakta olan Elçi’nin ayaklarını öper. Kanı olmadığı ve cennette yaratıldığı için Cebrail’in dudakları soğuktur. Bu soğuk öpüş Resul’ü uyandırır. Cebrail ona, Allah’ın, Elçi’sini yanına çağırdığını söyler. Evin kapısında ışıl ışıl kanatlı, insan yüzlü Burak beklemektedir. Hz. Muhammed Burak’a biner ve uçarak önce Sina Dağı‘nın doruklarına, sonra da rüzgarları içerek Allah’ın katına ulaşırlar.

Gerçi Burak, kanatları açısından Yunan mitolojisindeki Pegasus’a benziyor ama ondan daha kutsal ve değerli.

Hz. Ali’nin atı Düldül de tarihte kendisine esaslı bir yer yapmış. O bir cennet atı olmadığı için ölümlü ama yüzlerce yıl sonra Pir Sultan Abdal onun için şu şiiri söylüyor: “Yemen’den öte bir yerde / Düldül hâlâ savaştadır.”

***


At denildiğinde Büyük İskender’in Bukefalusu‘nu ve Köroğlu’nun kır atını anmamak olur mu hiç.

Bukefalus‘un başı inek başıymış. Bu yüzden ona Yunanca bo ve kefal (balık değil kafa anlamında) kelimelerini birleştirip “İnek Başlı” demişler. Biliyorsunuz bizim İstanbul Boğazı’nın adı yani “Bosfor” da “İnek Geçidi” demektir. Hera’nın gazabından kaçmak için inek şekline giren İo adlı kız, canını bu sulara attığı için Boğaz’a bu isim verilir.

Bukefalus seferde öldüğü zaman Büyük İskender çok üzülür ve büyük bir törenle gömülen atının şerefine, bulunduğu yerde “Bukefalus” diye bir şehir inşa ettirir ki bugün Pakistan’daki Celalpur şehridir.

***


Köroğlu’nun kıratı ise büyülüdür. Sahibi ölünce dağlara gider ve kaybolur.

Elia Kazan’ın “Viva Zapata” filminin sonunda da Emiliano Zapata’nın atı dağlara gidip kaybolur. Filmin senaryosunu John Steinbeck yazmıştır ama finali bulan Kazan’dır. Usta yönetmen bu finali nereden bulduğunu soran arkadaşı Yaşar Kemal’e “Elbette Köroğlu’nun kıratından” cevabını vermiştir.

Köroğlu gençliğinde şöyle der:

“Severim kıratı bir de güzeli.”

Yaşlılık günleri gelip çatınca da şöyle dert yanar:

“Köroğlum der ki farıdım / İhtiyar oldum çürüdüm / At yoruldu, ben yoruldum / Güzel bindiri bindiri.”

***


Günümüz Türkiyesi’nde birisine hayvan adıyla seslenmek suç değildir ama illa ki bu iş bazı hayvanlarla sınırlı tutulsun. Mesela çocuğunuza aslan, kaplan, kurt, şahin, doğan gibi yırtıcı hayvanların ya da ceylan, gazal, ceren gibi masum yaratıkların adını koymakta bir sakınca yoktur ama tutup da birisine “ayı” derseniz sizi mahkemeye verir. Oysa bu hayvanın ismi kuzey ülkelerinde pek bir itibar getirir. Ayı isimli ünlü sporcular (Björn Borg), başbakanlar (Torbjörn Felldin), müzisyenler, işadamları görülmüştür.

***


Bir başka ünlü at da Lady Godiva’nın üzerine çırılçıplak bindiği attır. İngiltere’nin Coventry şehrinde, valinin eşi olan bu hanım, eğer kocası vergileri indirirse atına çırılçıplak binerek şehri boydan boya geçeğine dair yemin etmiş. Sonra da yemini tutmuş elbette. Şimdi atının üstündeki bu çıplak kadın resmi bütün Godiva mağazalarını ve ürünlerini süslemektedir.

İşin garibi Godiva’nın, muhafazakâr bir Türk şirketi olan Ülker tarafından satın alınmış olmasıdır. Ama firmanın kurucusu İsmet Ülker, Godiva’yı satın alacaklarını, dolayısıyla çıplak bir kadını sembol yapacaklarını bilemezdi elbette.

***


Türkiye’de “ayı” diye seslenseniz üzerinize yürüyecek olan insanların çoğuna “Senatör İncitatus” diye seslenseniz pek aldırmaz ve bir İtalyan senatöre benzettiğinizi düşünürler.

Oysa bu da bir hayvan adıdır: Roma İmparatoru Caligula, pek sevdiği atını senatoya sürerek hayret içinde bakmakta olan senatörlere “İşte size eşit bir arkadaş. Büyük Roma Senatörü İncitatus’u takdim ederim. Ona saygı gösterin” dediğinde kimsenin pek sesi çıkmamıştır. Tam tersine yeni senatörü alkışlamışlardır bile. Bu da politika dünyasının ve lider bağlılığının sayılamayacak erdemlerinden birisidir.

Senatör İncitatus mermer bir sarayda oturur, dünyanın en pahalı kolyesini takar ve hizmetini gören onsekiz uşağın hazırladığı, içine altın karıştırılmış yulafla beslenirdi.

***


Gördüğünüz gibi hayvanlar bahsi, tadına doyum olmayan insan hikâyeleri çıkarıyor ortaya. Yerim kalmadı ama daha Kleopatra’yı sokan yılandan, Hitler’in Blondiesi‘ne kadar anlatılacak ne kadar meşhur hayvan var.

Ama bunların en garibanı, Resneli Niyazi’nin geyiği olsa gerek. Niyazi beyin Balkan dağlarında çetecilerle çarpışırken bulduğu geyiği hiç yanından ayırmaması, caddede, lokantada, toplantıda geyiğin hazır ve nazır olması, bu hayvancağızı “Hürriyet Sembolü” haline getirmişti. Her kahvede resmi asılıydı. Daha sonra bu geyiğe ne olduğunu merak ettim, araştırdım. Falih Rıfkı’nın anlattığına göre unutulduktan sonra Beyazıt’ta bir apartmanın kömürlüğüne bağlanmış ve zavallı hayvan orada aç biilaç can vermiş.

Eee, ne de olsa bu memleket şanına layık bir şeyler yapmak zorunda. Hürriyet kahramanı olmanın cezasız kalacağını mı sanmıştınız?

 

05.02.2012

Zülfü Livaneli

 

http://haber.gazetevatan.com/Haber/428978/1/Gundem

 

vatan_logo

 

 

opencart tema opencart temaları