Bu Bayram da Can Verin - Cumhuriyet

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

cumhuriyet_2010_bubayramdacanverin
cumhuriyetgazetesilogo

Haytap Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat, Kurban Bayramı’ndan önce “Bu bayram can almayın, can verin” diyor. Henüz Kurban Bayramı’nda bağış yapmaya alışkın değiliz, ancak bir hayvanı öldürmek için harcanacak parayla bir çocuğun hayatını kurtarabilir, birkaç çocuğun bilgisayarı olmasını sağlayabilirsiniz. Tabii kurban kesmek bir statü simgesi gibi algılandığından, bu anlayışın yerleşmesi için zamana ve en çok da duyarlılığa ihtiyaç var.

Yine de Şenpolat’a göre bir geçiş dönemindeyiz. O süreç sonunda hayvanların öldürülmesine hiç ortak olunmamasından yana, ancak ille de et yenecekse en azından acısız kesime yönelinmesini istiyor. “Bir hayvan kafası kesildikten sonra en az iki üç dakika daha can çekişiyor” diyor, “İsviçre’de, Avusturya’da acısız kesime geçildi, bizde de olsun diye bekliyoruz. Diyanet de destek verdi nihayet buna. Bunlardan sonra kurban kesmek yerine güvenilen bir kuruma bağış yapma konusunda duyarlılık yaratmaya çalışacağız, bu uzun bir zaman alacak. Çocuklar ölüyor, ete değil, ilaca ihtiyacı var onların. O parayla çok şey değiştirebilir, Doğu’ya kalem, kâğıt gönderebilirsiniz”.

Daha önce bayramda, LÖSEV’le ortak bir kampanya yapmış Haytap, ilaç ve ameliyata muhtaç çocuklar için para toplamış. Kim, bir çocuğa yardım etmenin, bir hayvanı inanç uğruna da olsa öldürmekten daha “sevap” olduğunu söylemez ki? Yine de sokaklarda yaşanan vahşet devam ediyor. Sokaktaki kesimleri engellemek için İstanbul’da cezai yaptırımlar var, ancak ya Türkiye’nin geri kalanında? Üstelik bu yaptırımlar İstanbul’da bile hayvanların işkenceyle, çocukların gözü önünde kesilmesini engelleyemiyor. Tabii sorun sadece Kurban Bayramı değil, Şenpolat’ın gösterdiği rakamlar hayvan zulmüne dair büyük tabloyu çok iyi gösteriyor: “Sadece İstanbul’da her gün 15 ile 20 bin arası inek kesiliyor.” Buna Kurban Bayramı ve kaçak kesimleri de ekleyin.

Bir ineğin hamilelik süresi insanla aynı. Bir batında sadece tek buzağı doğurabiliyor bir inek. “Bu kadar insanın et yemesi için bir ineğin çektiği cefa çok fazla” diyor Şenpolat, “Bir de yavrusunu elinden alıp, gözünün önünde kesiyorlar, insanlar süslü püslü etleri yerken bu vahşeti görmediği için kolaylarına geliyor. Aslında yapılanlar ne vicdanla, ne merhametle bağdaşıyor.”

Haytap’ın hayvanlara zulme karşı cezai yaptırımların ağırlaştırılması için, şu an Meclis’te bekleyen bir yasa önerisi var. Yasa sadece hayvanlara kötü muamelenin kabahatler kanunundan çıkmasından ibaret değil. Şenpolat’ın deyimiyle, “Uçan kuştan hayvanat bahçesindeki zürafaya kadar” hayvan haklarının pek çok faktörünü kapsayan bir yasa bu. “Yurtdışında hayvanlara kötü muamele hapisle cezalandırılıyor. Çünkü bugün kediye işkence yapan yarın toplumun başka bir zayıf halkasına bunu yapabilecek bir potansiyel taşıyordur” diyor Şenpolat. Haklı da. Para cezasıyla kurtulan kötü niyetli insanlara bir şekilde paran varsa istediğini yap, demiş oluyor bu yasa. Hayvan haklarını korumanın yolu, toplumsal duyarlılığı geliştirmekten geçiyor kuşkusuz. Haytap da bunun için uğraşıyor. Şenpolat, “100 yıllık bir gelenek hayvan öldürmek, önce bunu kırmak lazım. Pek çok çözüm varken, hâlâ belediyeler köpek zehirliyor” diyor.

Hayvan Zulmü Başkenti: İstanbul

Magdalena Sherk / PETA Almanya

- PETA Almanya, İstanbul’u Hayvan Zulmü Başkenti olarak ödüllendirdi! Çünkü İstanbul’da sahipsiz köpekler hadım edildikten sonra terk ediliyor ya da uzak bir yere bırakılıyor. Buralarda hastalık, açlık ya da yaralanmalar nedeniyle ölüyorlar. Sahipsiz köpekler insan şiddetinin kurbanı olmayı sürdürüyor. Hayvan hakları dernek ve aktivistleri insani doğum kontrol yöntemleri için savaşsalar da ne yazık ki sesleri duyulamıyor.

- Ne yazık ki PETA’nın Türkiye’de resmi olarak bağlı olduğu bir kurum yok. Bu yüzden Türkiye’deki protestolarımızı Almanya’dan koordine ediyoruz. Bizden yardım isteyen Türkiye’deki hayvan hakları dernekleri ve aktivistleriyle sürekli irtibattayız. PETA Almanya, Türkiye’deki sahipsiz hayvanlar konusunda yıllardır aktif. Bu konuda Almanya’da, Fransa’da, Belçika’da pek çok protesto yaptık. Tarkan, Michael Fink ve Fabian Ernst gibi birkaç ünlü de Türkiye’deki sahipsiz hayvanların hakları için düzenlendiğimiz kampanyalarda destek verdi. 2004’te Türkiye’de yürürlüğe giren hayvan hakları yasasının en büyük sorunu uygulanmaması ve yasaya uymayanların nadir cezalandırılmaları. PETA Almanya, Türkiye’ye son olarak sahipsiz hayvanların nüfuslarının aşırı artışının yasada belirtilen insani rakamlara indirgenmesi konusunda çağrı yaptı. Bununla birlikte vahşi cana kıyımların tamamen durdurulması ve yasaklanması için çalışıyoruz. Hayvanları yaşadıkları yerden alıp başka bir yere terk eden belediyelerin cezalandırılmaları çok önemli. Otoritelere, daha önce bölgelere bıraktıkları hayvanların bakımını üstlenmeleri, petshop’larda kedi ve köpeklerin satılmasını, çiftliklerde üretilmelerini engellemeleri ve hayvan haklarını ihlal edenlere uygulanan yaptırımların çok daha katı olması konusunda baskı yapıyoruz.

- Hayvan haklarını korumak çok zor değil. Günümüzde, vejetaryen ya da vegan olmak deri ya da kürk giymekten daha kolay. Eğer bir hayvan almaya niyetliyseniz barınaklardan alın. Ayrıca hayvanlara zulme tanık olduğumuzda ses çıkarmalıyız. Hayvanların ve insanların uyum içinde yaşadığı bir dünya mümkün. Tabii insanlar hayvanların da acı çekmeden rahatça yaşayabilme hakkının olduğunu kabul ederse! l

İnsan olmayan her hayvan ölümü hak eder!

Sokaklar iki gün sonra yeniden kana bulanacak, çünkü “kurban” bayramı yaklaşıyor. Aslında kurbana da gerek yok, sadece İstanbul’da her gün 15-20 bin inek kesiliyor. Dahası da var; kozmetik ürünleri için yapılan vahşi deneylerin, damak tadımız için işkencehaneleri aratmayan çiftliklerde yetiştirilmenin, güzel görünmek için üretilen giysilerin, yalnızlaşmış şehir insanının “sevgi” ihtiyacını giderme zorunluluğunun, sokakların sebepsiz şiddetinin mağduru hep onlar; hayvanlar. Peki neden hayvanları öldürme, onların haklarını elinden alma hakkımız olduğunu düşünüyoruz?

“Hayvanlar ve insanlar aynı şekilde ıstırap çeker ve ölürler… Çekilen acı aynı, kan dökülmesi aynı, ölümün kokusu aynı, yaşamın küstahça, acımasızca, zalimce çekip alınışı aynı… Bunun bir parçası olmak zorunda değiliz.”

Dick Gregory

Yine de çoğumuz bunun bir parçası olmaktan memnunuz. Her yıl, dini gerekçelerle sokaklardan yükselen kan ve ölüm kokusu da bunun göstergesi değil mi? İki gün sonra sokaklar yeniden kana ve ete kesecek, ama ne katliamdan bahsedilecek, ne de hayvan haklarından. Konuşmalar ya ekonomik krizin vurduğu kurbanlık satışlarıyla ya da daha modern katletme biçimleriyle sınırlı kalacak. Oysa hayvan haklarının en çok çiğnendiği yer, mutfaklar, süpermarketler, alışveriş merkezleri. Hayvanlara karşı suçumuz bununla sınırlı değil. Her yıl dünyada 50 milyon hayvanın kürk için öldürüldüğünü biliyor muydunuz? Sadece İstanbul'da her gün 15-20 bin inek kesildiğinden haberiniz var mı? Gözümüze sürdüğümüz rimel için kaç tavşan kör oldu, kim bilir. Ya biz kassız, yumuşak bir antrikot yiyebilelim diye kaç dana bir milim bile hareket edemeyeceği bir mekânda yetiştiriliyor? Kaç maymun bizi güldürmek için sirklerdeki işkencelerin mağduru? Evcil hayvanlara biçilen, yalnızlaşmış şehir insanının “sevgi” ihtiyacını giderme görevi de cabası. Üstelik hayvan hakları, en adil, eşitlikçi insanların bile kolayca çiğnediği hakların başında geliyor. PETA’nın geçen ay İstanbul’u Hayvan Zulmü Başkenti ilan etmesi boşa değil. Peki neden hayvanları öldürme, haklarını ellerinden alma hakkımız olduğunu düşünüyoruz? Yanıtı felsefeci Peter Singer “Hayvan Özgürleşmesi” kitabında; “tür ayrımcılığı” kavramıyla anlatıyor. “Bizim türümüzden olmamaları, onları köle yapma ve onlara her istediğimizi yapabilme hakkını vermez” diyor Singer, “Bunun erkeklerin kadınlardan güçlü, Almanların diğer ırklardan üstün olduklarını iddia etmekten ne farkı var? Kadın özgürleşmesinde hakları elinde tutanlar erkekler, siyah özgürleşmesinde ise beyazlar. Hayvan özgürleşmesinde daha zor bir durum söz konusu, çünkü burada tüm insanların içinde olduğu bir çıkar ilişkisi bulunuyor. Bu da durumu daha da zorlaştırıyor tabii”.

Haklı. Öyleyse tam da “Kurban Bayramı” arifesinde, hayvanları konuşmaya ne dersiniz? İşte Hayvan Özgürleşmesi İnisiyatifi’nin, PETA Almanya’dan Magdalena Sherk’in, Haytap Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat’ın, ...görüşleri



14 Kasım 2010 Pazar

 

cumhuriyetgazetesilogo


 

opencart tema opencart temaları