Paranoid Kişilikler

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
Paranoya teriminin tarihi Hipokrat zamanına kadar uzanır. Eski Yunanlılar zamanında çeşitli akıl hastalıklarını tarif etmek için kullanılırdı. Bu terim 1863'te Kahlbaum tarafından tekrar kullanıldı. Kahlbaum'un paranoya adını verdiği klinik durum yavaş gelişen iyi düzenlenmemiş hezeyanlar ile ortaya çıkıp hayat boyu devam eden, hayal görmenin olmadığı bir hastalıktı. 1893'te Kraepelin “Dahili sebeplerden meydana gelen, düzgün düşüncenin davranış ve isteklerin çok iyi korunduğu, sürekli ve sarsılmaz bir hezeyan sisteminin gizli bir şekilde gelişmesidir.” diye bir paranoya tanımı ortaya attı.



Paranoid kişiliktekiler aşırı derecede hassas ve şüpheci kişilerdir. Bu tip kişiliğin genel özellikleri arasında, kıskançlık, şüphecilik, başkalarına karşı genel güvensizlik, kibirlilik, hırçınlık, geçimsizlik, kincilik sayılabilir. Paranoid kişi, başkalarını yargılayarak kendisine düşman oldukları fikrine kapılır.

Aldatılmayı çok kolay hisseder ve karşı çıkar. Güvensizliğini bağımsız ve kendine yeter olmaya çalışarak sağlamak ister. Bunun sonucu olarak tecrid edilmiş bir hayat yaşayan ve çevresiyle haberleşmesi azalan paranoid, gerçeklerden mahrum kalır.

Bu tip kişilerin idraki dardır ve bencildirler. Kendisini başkasının yerine koymazlar. Savunma yapısının gereği olarak kendi hatalarının aybını başkalarına yansıtır. Başarısızlığa tepki gösterir, vazgeçme yerine saldırıyla cevap verir.

Paranoya'nın klinik belirtileri: Paranoya esas olarak bir muhakeme bozukluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun bir sonucu olan hezeyanlar, hastalığın hemen hemen tek klinik belirtisidir. Paranoya da hezeyanlar düzenlidir, kendilerine göre bir mantıkları vardır. Hezeyanlara esas teşkil eden muhakeme kusurları ve hatalı tefsirler hasta tarafından bir tabu şeklinde kabul edilir. Hezeyanlar, duygu ve düşüncelerine hakim olur. Bunlara kuvvetle inanan ve çevrenin de inanması için sayısız deliller bulmaya çalışan hastanın, günlük hayatı da hezeyanı ile uyum içindedir.

Hasta; mağrur, şüpheci, etrafını tetkik edici tavırlar takınır. Çevresindeki her hareketi şüpheyle incelemeye başlar. Bunu gerçek hezeyanın ortaya çıkması takip eder ki, bu da genellikle bir büyüklük ve azamet fikriyle beraberdir. Çevresindeki insanların kendisine düşman oldukları, onu istismar ettikleri fikrindedir. “Paranoid davacı” denilen tipteki hastalar hayatlarını mahkemelerde geçirirler. Bunda da hezeyan tek bir konu üzerine kurulmuştur ve hayat boyunca dava ettikleri şey değişmez. Kendilerinin lider olduğunu yatakta ölmeyeceklerini , ayakta bir kahraman gibi ölecekleri halüsünisyonunu yaşarlar ve etrafındakilerinin de kendilerine bu şekilde tapmalarını isterler. Kendilerinden düşük seviyedeki insanları kendi emellerine ulaşmak için maşa ya da piyon kullanırlar. Kullanılan kullanıldığını inkar ederken , paranoid şizofren yaşadığı ruhsal orgazm ile hayata tekrar tekrar bağlanır.

Kendilerine dini bir önem atfeden, mehdilik, peygamberlik iddiasında bulunan “mistik paranoya” vak'aları, ile örneğin hayvan korumayla god complex hastalığına bürünen egosantrik kişilikler , hayatları boyunca bu  hezeyanları yaşarlar.  Esas olan, düzenli ve müzmin bir hezeyanın yerleşmesi, hastanın bütün davranışlarına hakim olması ve hezeyan dışında herhangi bir şahsiyet kusuru ve kişilik dağılması görülmemesidir. Kendisi de durumu kabul etmez. Farkına zaten varmaz.

Paranoid psikozların sebep ve oluşu: Bu durumlara sebep olan faktörler değişiktir ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Paranoid bozukluklar beyinle ilgili hastalıklarda çok görülürler ve bunama başlangıcı sayılabilirler.

Paranoid bozukluklar, normal gözüken insanlarda fiziki sebeplerle tecrid olma, sağırlık gibi hissi bozukluklar sonucu meydana gelebilirler. Yabancı bir ülkeye göç eden kimselerde çevreyle münasebetin bozulması veya uzun süre hapishane hayatı bunlara örnek olarak gösterilebilir. Paranoya vak'aları herhangi bir sebep olmaksızın da ortaya çıkabilir.

Paranoidlerde genel olan çevre düşmanlığı çocukluktan kaynak alabilir. Çocuğun kendisini sürekli baskı altında hissettiği otoriter aile yapılarında bu daha sıktır. Erikson'a göre, paranoya meyli olan kişi süt çocukluğu devresinde sosyal çevresinden temel güven duygusunu almamıştır. Bu güvensizlik, ebeveyn tarafından reddedilme veya çevrede çocuğun güvenini sarsan hareketlerden dolayı olabilir.

Kraepelin, kişiye zarar veren mühim bir olayı hezeyanın odağı ve başlangıç noktası haline getiren paranoya vak'alarını ayrı olarak incelemiştir. Hezeyanların gelişmesi için haksızlık olayı gibi bir vak'a başlangıç olabilir. Bundan sonra ortaya çıkan “paranoid davacı” tip bunun klasik örneğidir.

Kretschmer, alıngan bir karakter zemininde gelişen hezeyan durumlarından bahsetmektedir. Bu vak'alarda, şahıstaki yetersizlik hissinin üzerine yıkıcı bir tecrübe de binince paranoid fikirlerin ön planda olduğu hastalık ortaya çıkmaktadır. Bu noktada hasta, herkesin kendisinin de içinde bulunduğu ahlaki çöküntüyü bildiğine ve devamlı bunu konuştuğuna inanmaktadır.

Paranoya müzmin bir gelişme takip eder, kötüleşme olmazsa da iyileşme de hemen hiç bir zaman söz konusu değildir.

Birçok paranoid hasta cemiyette iniş çıkışlarla birlikte varlığını sürdürür. Bu hastaların bir kısmı hezeyanlarını gizleyebilir. Tedavi olarak hastaya psikoterapi ve çevre değişikliği teklif edilebilir. Fakat hasta hekime güvenmediği sürece, tedavinin gayesine ulaşılamaz. Bu güvenin sağlanması da genellikle mümkün değildir.





 

opencart tema opencart temaları