Colosseum ve Antik Roma !

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
Image

Filden aslana, kaplandan su aygırına, zebradan zürafaya kadar yüzlerce hayvan Roma'nın  şerefine alkışlar arasında parça parça edilmişlerdi.

 

Roma halkına en acımasız katliamların sunulduğu Colosseum, kimi tarihçiler tarafından "Antik dönemin cehennemi" olarak nitelendirilir ve amfi tiyatroya kan, sadizm ve kitle psikozuyla harmanlanmış bir zehrin püskürtüldüğünden söz edilir.

2002 yılında Alman arkeolog Heinz-Jürgen Beste, şimdi bu tüyler ürpertici gösterilerin ne şekilde sahneye taşındığını çözüp açıklamıştı.

Image

On dört sıralı duvarlar arasındaki oyuklar, delik ve raylar araştırmacıya yol gösterdi. Oluklarda bir zamanlar sahne asansörünün ahşap mekaniği yer alıyordu.

Beste’ye göre arenanın dış cephesinde ayı, vahşi kedi ve kurtların taşındığı 28 küçük asansör vardı.

Genelde öğle matinesinde sunulan gösterilerde ise ikinci bir sistem devreye giriyordu: Dekorların ve insanların sahneye taşındığı 20 hareketli platform .

Bu mekanizma sayesinde Romalılar yapay ormanları veya karton sarayları büyük bir hızla sahneye taşıyabiliyorlardı.

Image

55 000 kişilik amfi tiyatroda gösteri aralarında tuzlu yiyecekler ve "Posca" olarak bilinen bir tür şıra satılıyordu. Senatörler için tuvalet ve koltuk biçiminde mermer oturma yerleri vardı. Sıcak havalarda 188m’lik bölümdeki ahşap direklere tente geriliyordu.

Ve tüm bunlar vahşi hayvan katliamını izlemek içindi. Roma imparatorluğu Vesfalya’dan Anadolu ve Fırat’a kadar uzanan bir alanda 186 amfi tiyatroya sahipti. Alman tarihçi Marcus Junkelmann’ın hesabına göre, Colosseum’da devam eden 300 yıllık gösteriler süresince yılda en az 1000 kişi yaşamını yitirmişti.


Her ne kadar Etrüskler’in kendi ölülerinin mezarlarında dövüştükleri ve eski Yunanistan’da yumruk ve dövüş halkalarıyla pankreas karşılaşmalarının yapıldığı bilinse de, kültür tarihi açısından bakıldığında Roma’daki kanlı dövüşmeler eşsizdir.

Dünyaya hakim olma çabasında olan Romalılar, ordularının sınırlarda elde ettikleri zaferlerin keyfini içeride çıkarmak istiyorlardı. İlk gladyatör karşılaşmaları İ.Ö.264 yılında, yani Kartaca Krallığının yıkıldığı tarihte başkentte başlamış.

Roma, Afrika ülkelerine saldırmaya başladıktan sonra egzotik hayvanları keşfetti ve kısa bir süre içinde deve, zebra ve leopar gibi hayvanlar ve İ.Ö.50 yılında da bir zürafa getirildi ülkeye.

Image

Devasa tiyatro kimi zaman egzotik hayvanların sergilendiği bir hayvanat bahçesine de dönüşüyordu. İmparator Titus'un onuruna düzenlenen gösteriler 120 gün sürdü ve 10 bin gladyatör, 10 bin hayvan katledildi. İmparator Antonino Pio, gücünü ve topraklarının sınırsızlığını temsilen ülkenin dört bir tarafından hayvanları tiyatroya doldurmuştu. Sahnede filler, timsahlar, kaplanlar, su aygırları, ne arasanız vardı. Jül Sezar, Pompei zaferini kutlamak için tiyatroya 400 aslan ve şehir halkının daha önce hiç görmediği bir hayvan olan zürafayı getirtmişti.

Halk, İmparator Augustus zamanında ilk kez timsah ve su aygırıyla tanışmıştı.

Image

Vahşet okulu ( Ludus Matutinus )

Önceleri sadece izlencelik olan bu ilginç hayvanlar daha sonra en acımasız dövüşlerde kullanıldı. Yaralarına tuz sürülerek, aç bırakılarak ya da samandan yapılmış bebeklerle iyice azdırılan filler, boğa, ayı ve gergedanlarla birbirlerine zincirleniyordu. Tüm bu vahşetin öğretildiği yer ise Roma’daki Ludus Matutinus okuluydu.

Tarihçi Livius, İsa’nın doğum yılında "Ludi" oyunlarının, tahammül edilemeyecek çılgınlıklara dönüştüğünden söz eder.

Image

Vahşet gösterileri çok büyük ilgi görünce kısa bir süre sonra siyasi bir anlam kazanmıştı. Halkı doyurmanın ötesinde, onlara kanlı gösteriler sunanların senatörlüğe yükselme şansı daha fazlaydı. Örneğin Jül Sezar 1000 gladyatörlük bir kışlaya sahipti. Gladyatörler genelde bu amaç için yetiştirilmiş kölelerden oluşuyordu, ama iyi para verildiği için gönüllü kişilerin de başvurduğu oluyordu.

Gladyatörler sıkı kurallara göre silahlanıyordu. Murmillo gladyatörü kalkan ve kılıçla, Retiarus ise ağ ve üç çatallı asa ile dövüşürdü. Gladyatörlerin mezar yazıtlarına dayanan istatistiklere göre, dövüşlerdeki ölüm riski her karşılaşma için %9,5 iken, bu oran daha sonraları iyice artmıştı.

6,8 kiloluk miğferle dövüşen gladyatörler öldürme hırsıyla dövüşüyordu.

Kanlı dövüşler İ.S.70 yılına dek ahşap tribünlerde ya da Circus Maximus’ta gerçekleştiriliyordu. Bu tarihten itibaren taş mimari projesini başlatan İmparator Vespasianus oldu. Böylece on iki metre kalındığında beton temeller atıldıktan sonra, 200.000 ton travertenden bloklar kesildi. İmparator tüm yapının masraflarını karşılayamayacak duruma gelince de umumi tuvaletlerin inşasını "pecunia non olet" (para kokmaz) diyerek vergilerle tamamladı.

"Görkemli yapı" (şair Martial) on yıl içinde inşa edildikten sonra izleyiciler tek kuruş ödemeden amfi tiyatroya akın etmeye başladı. Bundan sonra yaşananları tarihçiler "Kötülerin oyunu" olarak adlandırdılarsa da, Bomgardner’in görüşüne göre daha çok politik bir anlam taşıyan bu yapıda, Roma, düşmanlarını vahşice ve eğlenerek yargılıyordu.

Image

Genelde sabah on sularında hayvan dövüşleriyle ("venationes") başlayan gösteriler için vahşi kediler, etrafı çitlerle çevrili hayvanat bahçelerinde Mısırlı bekçilerce hazırlanıyordu. Hayvanlar loto makinesindeki topları sıraya dizen mekanizmaya benzer geçitlerden geçirilerek tiyatronun bodrumuna getiriliyordu. Buradan da asansörlere bindiriliyorlardı. Kölelerin, halatları çarklara sardıkları daracık bodrumda hayvan dışkılarını temizlemek için 17 kuyu bulunuyordu. Ayrıca silahlar ve diğer araç gereçler de burada depolanıyordu.

Öğle saatlerinde tiyatroda yargılanan anne baba katilleri, tecavüzcüler, kundakçılar ya da kolonilerde yakalanan suçlular iki tekerlekli arabalara bağlanarak hayvanlara yem olarak sunuluyordu.

Bu vahşet gösterileri Colosseum’da bir müddet sonra dekorlu ve kostümlü tiyatro oyunlarına dönüştü. Dekorlar asansörlerle sahneye taşındıktan sonra yargılananlar kostümler içinde hayvanların arasına atılıyordu.


Sıra gladyatörlerde

Öğleden sonra üç sularında görkemli giysileriyle sahneye çıkan gladyatörlerin kısa kılıç ve kalkanlı dövüşmeleri on dakikadan fazla sürmezdi. İki gladyatörün de yaralanması halinde meydanı terk etmelerine izin verilirken, gladyatörlerden bir tanesi devam edemeyecek kadar yaralanırsa bu durumu kalkanını yere atarak bildirirdi.

Kendilerini cesurca savunanlara seyirciler "Missum!" yani özgürsün diye seslenirlerdi. Yaralı gladyatörler en iyi doktorlar tarafından tedavi ediliyordu, çünkü gladyatör okulu ölen her gladyatör için yüksek tazminat alıyordu.

Seyirciler başparmaklarını aşağı doğru çevirerek gladyatörün kendisini kahramanca savunmadığını gösterdiklerinde, gırtlağı kesiliyor ve sürünemeyecek duruma geldiğinde kalp hizasında sırtından yediği bir tekmeyle can veriyordu. Seyircinin sadistçe bağırışını ("lugula") Ridley Scotts, "Gladyatör" filminde çok iyi yakalamıştı, ama film diğer yandan yüzlerce hatalarla dolu.

Sapıklığın tanrılaşması

Nedense "Sapıklığın tanrılaştırılmasına" (tarihçi Karl Christ) kimse karşı çıkmamıştı. Gerçi Roma’da insan kurban etmek yasaktı, ama vahşi hayvanların tarıma zarar verdikleri ve suçluların toplum düşmanı oldukları gibi bahanelerle, insanlar kendi zevklerini tatmin etmekten çekinmiyorlardı.

Hatta entelektüeller bile bu vahşete son vermeye yanaşmadılar. Seneca, kanlı gösteriyi "Acı ve ölümün öğretisi" olarak nitelendirirken, genç Plinius "güzel yaralardan" söz ederek "kişiyi güçlü kılan" oyunları övmekle yetinmişti.

Image

Ve imparator Trajan döneminde iş iyice çığırandan çıkacaktı. İmparator, İ.S.107 yılında Balkanlardaki Daçya halkını yendikten sonra, 10 000 gladyatör ve 11 000 vahşi hayvanı aynı anda dövüştürünce bu vahşet gösterisi tam 123 gün sürdü.

Bir şeye tutulduktan sonra durmadan yenilikler bulma isteği insanın doğasında vardır. Domitian döneminde (İ.S.81-96) silahlı kadınlar, cücelerle dövüşmeye başladılar. Gladyatörlere ucu kancalı silahlar üretildi ve gözleri bağlı göstericiler kendilerini sese göre savunmaya çalıştılar.

Ölene kadar dövüş

3.yy’da İmparator Commodus kendi eliyle su aygırlarını öldürdü ve "munera sine missione" moda oldu. Erkekler ölene dek dövüşmek zorundaydılar, gösteriyi yarım bırakmak yasaktı.

Romalıların bu dehşet verici tutkuları yüzünden bir yüzyıl sonra kuzey Afrika’da neredeyse hiç hayvan kalmamıştı. Bir aslanın fiyatı 600 000 Sestersius’a fırladı. Durum böyle olunca da arenaya develer, hatta eşekler sürüldü. Ama imparator Elegabalus’un Hindistan’dan 150 kaplan getirmesiyle gösteriler yeniden eski görkemine kavuştu.

İ.S.217 yılında amfi tiyatronun en üst pervazı üzerine bir yıldırım düştü ve bu bölüm tamamen yandı. Hıristiyan tarikatlarının dumanlar arasında yükselen isyankar seslerinin ardındın teolog Tertullian da stadyumu "Tüm şeytanların tapınağı" olarak ilan etmişti.

Fakat 200 yıl sonra Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesiyle bile amfi tiyatroda dövüşmeler sürdü ve tiyatrodaki son hayvan dövüşüyse 523 yılında kral Theoderich tarafından düzenlendi.



Amfi tiyatronun asansör mekanizması nasıl işliyordu?

1-Sahne dekorunu taşıyan asansörler

Dövüş sahnesinin ortasında 4x5m boyutlarında 20 tane hareketli platform bulunuyordu. Raylar üzerinde bodrum kata inen bu platformlarla sahne dekoru dışında gladyatörler ve yardımcı personel de taşınıyordu.

2- Hayvanlar için kafesli asansörler


Vahşi kediler, ayılar veya kurtların taşındığı 28 küçük asansör arenanın etrafına yerleştirilmişti. Hayvanlar kafeslere bindirildikten sonra işçiler kabinleri yukarı çıkarmak için çarkları çeviriyorlardı. Asansörler sahne kenarına vardığında sürgülü kafesler bir sinyalle açılır ve hayvanlar tek hamleyle arenaya sıçrayabilirlerdi.  

Kaynak : Hurriyet arşiv

 

opencart tema opencart temaları