Kanlı Pazar : Petshoplar ve Hayvan Kaçakçılığı (*)

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

 

Hayvan Sağlığı Ve Zabıtası Yasası Türkiye’ye orijin belgesi , faturası , sağlık belgeleri , aşıları tam olarak yapılmamış hayvanların girmesini yasakladığı gibi gerekli gördüğü zamanlarda da yurt içindeki insan ve hayvan sağlığını korumak için bunları öldürme yetkisini verir.

Demirperde ülkelerinin kapitalist dünya ile tanışması ile başlayan ticaret ilişkileri özellikle son yıllarda , kendisini ekonomik olarak düşük seviyede tarif edebileceğimiz bu ülke vatandaşlarının ek gelir kaynağı olarak Türkiye’ye yavru kedi ve köpek hayvanlarını bavullarla , torbalarla yanlarında getirmesi ile onlar açısından ciddi gelir sağlayacak bir  ticaret kaynağı olmasına neden olmuştur.

Dünyanın bir çok gelişmiş ülkesine ( hatta en yakınımızdaki KKTC’ye ) bile elinizde torbalarda , kafeslerde, bavullarda istediğiniz kadar hayvanla giremezsiniz. Bu kurallar bu ülkelerde hem insan sağlığı yönünden, hem hayvanların birbirine bulaştırabileceği olası hastalıkları önleme açısından yasalarla ciddiyetle sınırlandırılmıştır.  Ancak Türkiye’de bu durum son yıllarda hem de artarak giden bir illegal ticaret şeklinde sürmekte ve bu işi yapanlara karşı cezai yaptırımlar yetersiz kalmaktadır.
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ülkemize gümrük muamelesine tabi olmayan her türlü malın giriş ve çıkışını yasaklamaktadır. Özellikle kaçak eşyayı bir yerden bir yere nakletmek gerek para cezası gerekse hapis cezası ile yaptırımlandırılmıştır. Bu konudaki baro hayvan hakları komisyonu olarak özellikle Gümrük Müsteşarlığı nezdinde yapmış olduğumuz uyarılarımız[1] , müsteşarlıkça ciddiye alınmış ve en azından amatör tacire karşı tüm sınır kapılarına özellikle Rusça Romence ve Türkçe olarak uyarı levhaları koyularak bu işin ticaretini yapan kişiler açısından  caydırıcılık unsuru olması sağlanmıştır.


Özellikle sınır kapılarında yakalanan bu yavru hayvanları getirenlere karşı savcılık tarafından açılan davalar da maalesef suçun örgütlü olmamasından dolayı hafif para cezaları ile geçiştirilmektedir. Oysa bu kişiler Türkiye’de faal olarak bu işi faturasız , menşei şehadetnamesiz , sağlık karnesiz , aşıları bile tam olarak yapılmamış hayvanlar üzerinden sorumsuzca ve sınırsızca yapmaktadırlar . Üstelik  bu suç aslında Türkiye’deki iştirakçilerle beraber sistematik , örgütlü ve organize bir şekilde işlenmektedir.

5607 sayılı yasanın üzerinde hassasiyetle durduğu nokta işte burasıdır. Suçun örgütlü ya da münferit olarak işlenmesi. Çünkü münferit olarak işlendiği kabul edildiğinde şüpheli tutuksuz yargılanmakta ve en iyi olasılıkla para cezasına çarptırılmaktadır. Tüm çabalarımıza rağmen bu suçun Türkiye’deki büyük petshop distiribütörleri ile ortaklaşa ve organize yapıldığını savcılıklara anlatamamış olduğumuzu da belirtmemiz gerekir. Çünkü bu suçun münferit olarak işlendiği kanısı oldukça şüpheliler para cezası ile cezalandırılmakta , bu para cezası da bu kişinin zatan yabancı uyruklu olması ve kısa sürede tekrar kendi ülkesine dönmesinden dolayı zaten gerek tebligatların yapılamaması , gerek bu kişinin tekrar ifadesinin alınamaması ve gerekse bu paranın tahsil kabiliyetinin olmaması nedeniyle etkisiz kalmaktadır.

Halbuki suçun örgütlü ve organize olduğu , bu hayvanların Türkiye’ye zaman zaman çok büyük miktarlarda giriş yaptığı düşünülecek olursa yasanın örgütlü olarak kaçakçılık işinde bulunan herkesi bağlayacak bir şekilde hürriyeti bağlayıcı ceza üzerinden yaptırımlandırılacak şekilde iddianamelerin hazırlanması gerekir .

Konu maalesef münferit ya da bir iki hayvanın torbalarda getirmesinden ötedir.

Özellikle doğu Avrupa ülkelerinden  gelen yabancı uyruklu kişiler bu suçu Türkiye’deki pet shoplara hayvan sağlayan distribütörler ile örgütlü bir halde işlemektedirler ancak yakalandıkları cezaları münferit basit bir olaymış gibi değerlendirilmektedir. Bu büyük rantın yanında , bir nevi modaya dönüşmüş bulunan cins ve yavru hayvan merakı da arz -talep sonucu da petshop dükkanları her geçen gün maalesef sayıca artmıştır.

Türkiye'ye kaçak yollardan ( yani ithal edilen ) getirilen yavru köpekler, 500 ila 1500 dolar gibi yüksek fiyatlardan satılmakta, çoğu da terkedilip ya da bir şekilde üretilip çoğunlukla “cins” sokak köpeğine dönüşmektedir. Bu hayvanlar özellikle eski doğu bloku ülkelerinden getirilmekte ve ekonomik durumu düşük bu ülke vatandaşları tarafından tarafından buradaki petshoplara kurye gibi getirilmektedir.

Bir başka deyişle , bunların üretim maliyeti onlara ortalama 20-30 dolardır ve bu yavru canlar poşetler içinde havasız ortamlarda yurda kaçak olarak sokulmakta, sesleri çıkmaması için gümrükten geçerken özel ilaçlarla bayıtılmaktadır. Bir kısmı daha yolda telef olmakta , sağ kalabilenler Petshoplara geldiğinde ise zaten genelde daha yavru olmalarından kaynaklanan sevimlilikle hemen satılmaktadır. Bunları bir biblo gibi görmekte olan çoğunluğun ilk hevesi geçtikten sonra önce bu hayvanları sahiplendirecek başka birilerini aranmakta , yeniden sahiplendirme ülkemizde çok zor olduğundan çoğunlukla ya sokaklara ya da barınaklara atmaktadırlar.

Satılamayan yavrular kadar satılanları da benzer akıbet beklemektedir. Dolayısıyla bir yandan sokak hayvanı sorununu , barınak sorununu zehirleme , ormana terk etme , tüfekle öldürme ile çözmeye çalışan bir kısım belediyelerin , diğer yandan kaçakçılık yasasını tam anlamıyla savcılık ve mahkemelerce uygulamayarak bu kişileri teşvik ettiği gözlemlenmektedir.

İsviçre Alplerinde yaşaması gereken koca cüsseli  bir St Bernard köpeği 45 derece sıcakta Marmaris’te sokak köpeği olması bu kısır döngünün tipik örneğidir.  Yavru iken zevki sahibi tarafından tadılmış (!) , daha sonra bu SAHİP in canı sıkılmış, tüyü var , pisliği var , eşim doğum yapıyor , komşum istemiyor , çocuğum bakamıyor diyip kendini de kandırıp bir barınağın önüne atmış ya da sıcak bir iklim de çöplerden beslensin diye terk etmiş. İşte bu gerçekleri ve büyük sorunların daha iyi ve net anlaşılabilmesi amaçlı, bu ticaretin aslında bir kanlıpara ticareti olduğunun altının da özellikle çizilmesi amacıyla tüketiciyi de bilinçlendirmek amacıyla bir çok web sitesi kurulmuş[2] , idari makamlarla temasa geçilmiş , durumun ciddiyeti özellikle komisyonumuz tarafından anlatılmaya çalışılmıştır.

Çünkü Hayvan populasyonunu kontrol alamadığımız sürece ve 5199 nolu Hayvanları Koruma Yasasında yeni düzenlenmeler yapılmadığı sürece ne barınaklar , ne zehirlemeler , ne itlaflar sona erecektir. Musluk ana vanadan kapatılmalı , bataklık kurutulmalıdır  tavandan su akmakta  gönüllüler  ise hep beraber yıllardır yeri silmeye çalışmakla çözümün bir parçası olamamaktadır.


Öte yandan , petshoplardan alınan hayvanlar daha iki üç ay bile geçmeden annelerinden ayrıldığından , yeterli besini alamadıklarından hatta aşıları yapılamadığından tüketiciye (!) satımları gerçekleştirildikten kısa bir süre ya ölmekte ya da kendi ülkelerinden getirmiş oldukları hastalıkları ülkemizdeki diğer hayvanlara da rahatlıkla bulaştırmaktadırlar. Petshoplara yapılan bu şikayetler sonucunda ise genelde karşılaşılan durum , “yerine yeni ücretsiz başka bir hayvan verelim abla “ savunmasıdır. Az öncede bahsedildiği üzere elde edilen kar marjı çok yüksek olduğu için yolda gelirken bu hayvanların telef olması ya da daracık kafeslerde ölmesi ya da tüketiciye satıldıktan sonra hastalanması ile organize çalışan bu kişilerin  zarar etme şansı yoktur. Çünkü kar marjı bire ikiyüz bire beşyüz oranına yakındır. Ülkede usulune göre üretmek ise maliyeti artırdığından yurtdışından bu yönde talepte bulunmak daha karlıdır.

Oysa , çiftlik hayvanlarını bir yerden bir yere nakleden köylülerimiz , kamyon şöförleri özellikle kurban bayramı zamanında trafik ve maliye tarafından devamlı yollarda denetlenmekte , menşei şehadetnamesi ( orjin belgesi ) olmayan kişilere ciddi cezalar kesilmektedir. Görüldüğü üzere çifte standart uygulaması çiftlik hayvanlarını getiren ülke vatandaşları için daha sert , bu işi kaçakçılık şeklinde ev ve süs havyaları boyutunda yapanlar için ise maalesef daha toleranslı ve idari makamlar tarafından “münferit olaylar” olarak addedilecek şekilde algılanmaktadır.

Olayın bir başka boyutu da , petshoplarda tutsak bir şekilde , gerekli asgari yaşam standartlarının sağlanmamasında ortaya çıkmaktadır. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve 28/4/2000 tarihinde tarım ve Köy işleri Bakanlığı tarafından çıkarılan Ev ve Süs Hayvanları Satışının  yönetmeliğinde her cins hayvan için en az yaşam alanı olacak kafes ölçüleri belirlenmiştir.

Basit bir denetimde bile bir çok hayvanın kendi türüne özgü bir şekilde bu kafeslerde yaşamasının mümkün olmadığı gözlemlenmekte, buraları denetlemesi gereken il çevre müdürlükleri yetkilileri ise gerekli cezayı genelde eleman ve yetkili eksikliğinden kesmemektedirler.

Uzunca bir süre satılamayan bir yavru köpek aradan 3-5 ay geçtikten sonra bulunduğu kafese bile sığamamakta olduğu , ayakta durmakta güçlük çektiği , kendi dışkısının içinde yaşamaya zorlandığı , basit bir gözlemle bile anlaşıldığı halde , il tarım müdürlüğü ve il çevre müdürlüğüne yapılan şikayetler maalesef ciddi sonuçlar vermemekte , pratikte sözlü uyarı yapılmaktadır.

Bu durumda azıcık sermayesi olan herkesi , bu kanlı ticaret pazarından pay almak için adeta teşvik etmektedir. Yönetmelik gereği iki üç saatlik verilen seminerle nerdeyse herkes ruhsat alabilmektedir.

Sadece havyan hakları savunucularının  değil , genel bakış açısı ile yaşam hakkına saygılı tüm kurumlar, dernekler ve grupların sivil toplum baskısı il çevre müdürlükleri nezdinde sağlanırsa Petshop'lardan mağdur olmuş insanlar dışında, gelecekte mağdur olma durumunda kalacak kimselere de örnek teşkil edecek belki bir çok doğmamış masum hayvanın doğumu da üretilmesi bu yolla sınırlandırılacaktır. Ancak çok daha önemli olan , cam ya da tel kafesler içinde günlerce satılması için bekletilen bu canların durumu, eski çağlarda köleinsan-köle hayvan pazarları gibi bir olguya benzemektedir. Hayvanlara hala can değil “mal” olarak bakılmaktadır.

Öte yandan siz nasıl yurtdışına istediğiniz köpeği onların gümrüklerinden içeri sokamıyorsanız bizim ülkemize de isteyen istediği hayvanı sokamamalıdır. 3285 sayılı yasanın devreye girmesi gereken durumlar maalesef bu ciddi boyutlu ticari pazar karşısında kağıt üzerinde kalmakta , tarım bakanlığı görevlileri denetim görevlerini çalıştırmamakta , ancak yasanın itlaf hükmü bölümünde ise gecenin geç saatlerinde bile görev başında olmaktadırlar.

Bu ticaretin bu aşamaya gelmesine bazı gümrüklerdeki tutum ve hatalar da tabii ki nedendir. Kuduz , zoonoz hastalıklar vs gibi insan sağlığına da verebileceği olası bazı zararları da  göz önünde almak gerekir. Yani bazı görevlilerin de göz yumması ile kazanç sağladığı 10-20 dolar için oluşan bu kanlı Pazar aslında dolaylı olarak insan sağlığını da etkileyecek boyuta gelmiştir. Devletin zaten vergi kaybı bir yana, kaçak ithalat adeta yabancı uyruklu kişiler ve bunun ticaretini de burada yapanlar sayesinde körüklenmekte , yönetmeliğin yaptırımları ciddi boyutta , kaçakçılık mevzuatı da örgütlü bir suç olarak bu kişiler üzerinde uygulanmayınca aslında ortada denetimsiz ve caydırıcılık unsuru olmayan bir pazarın oluşması nerdeyse devlet eliyle teşvik edilmektedir.

Onların üretmesine ve satmalarına izin verdikleri bu canlar sayesinde, özellikle Istanbul’da Eminönü, Laleli , Surdibi  ya da büyük alışveriş merkezlerindeki kontrolsüz ticaretin sürdüğü yerlerde konuya ilgisiz yetkililer  bir de itle köpekle mi uğraşacağız bu sıcakta- soğukta diye zaten kendisine bahane uydurmaya dünden razıdır.

Maalesef bu ticari döngü , ülkemizde ciddi bir ticari sektör haline gelmiş , bir çok kişinin bu işten ekmek yediği (!) kanlı pazar durumdadır. Ölüm kampı haline gelen hayvan barınaklarıyla da sorun çözülemeyeceği görülmektedir , zehirleme ya da ormana bu hayvanları atmakla ya da sınırlı sayıda büyük emeklerle yapılan kısırlaştırma ile de çözüme yaklaşılamamaktadır. Öncelikle bu kaynağın kurutulmasının gerektiğini , olayın ne kadar ciddi boyutta olduğunun kamuoyunda , medyaya anlatılması gerekir.

Bilgisiz ilgililer ile ilgili bilgisizler de bu çözüm de yer almayınca sorunların da bir parçası olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Avrupa’da sadece belirli yerlerden bu hayvanları alınabilmekte ; birçok ülke petshoplarda havyan satışı yasaklanmakta ya da çok sıkı denetlenmektedir.

Ülkemizde ise hayvan bakımevleri ağzına kadar cins terkedilmiş hayvanla doludur . Buralardan bedava hayvan sahibi olmak varken , bir merhamet duygusunu tatmak varken , insanoğlunun yapmış olduğu en büyük vefasızlığı birebir görmek varken neden binlerce doları insanlar buralara akıtıp bu kanlı para düzenine alet oluyorlar anlamak zaten mümkün değildir. Bilinçsiz hayvanseÇerin arkasını temizlemek , onların günahını ortadan kaldırmak da bir avuç gönüllü sırtına yük olması sonra da onları deli ve toplumla barışık olmayan insanlar olarak suçlamak da yaşanan en büyük ikilemdir.

Hayvanseçer değil ama gerçek bir hayvansever bakımevlerinden  bir “can” sahiplenmesini beklenir . Hatta sırf çocukları istiyor onları kırmayalım diye bir düşünce içindelerse barınaklar ziyaret edildiğinde durum çok net olarak ortaya çıkar. Sevgilerin öncelikle buralardaki zor durumda olan hayvanlara gösterilmesi , petshoplarda yaşanan tüketim çılgınlığını bir nebze frenleyecektir. Unutulmamalıdır ki Petshoplarda bugüne kadar satılan hayvanların bugün %60 tan fazlası ya sokaklara ya barınaklara atılmıştır, ya da bu hayvanlar alındıktan sonra ölmüştür. Bu şekilde doğduğu ilk haftalarda satın alınıp birsüre evlerde bakılmaya mahkum edilmiş ve sonradan sokaklara atılmış bu hayvanların insanlara bile yer olmayan şehir sokaklarında , ya da amansız itlaf ekiplerinden kaçarak yaşayabilmeleri mümkün değildir.

Türkiye’de yaşanan gözlere ırak gerçek durum budur. Sokak hayvanları ve barınaklarda dramı sona erdirmenin en büyük çözümü devletin bu konuda ciddi bir politikasının da artık yavaş yavaş oluşması ve devletin bu konuda samimi olmasıdır. Bu konuda yukarıdaki çözümler ışığında ciddi  adımlar atılmadıkça Türkiye ‘de Petshop yanlışları ve Petshop gerçegi ve bu zavallıcıklar üzerinden kazanılan kanlı para ticareti de asla değişmeyecektir..


HAYTAP Yönetim Kurulu Başkanı


[1] Gümrük Müsteşarlığına yazmış olduğumuz yazılar , yaptığımız başvurular , müsteşarlıktan tarafımıza gelen yazılar ve sınır kapılarına asılan afişlerimiz www.haytap.org sitesinde bulunmaktadır.

[2] Bu sitelerden en önemlilerinden biri biz hukukçularında kurulmasında destek verdiğimiz www.petshopgercegi.com ve www.haytap.org sitelerdir.








[1] Gümrük Müsteşarlığına yazmış olduğumuz yazılar , yaptığımız başvurular , müsteşarlıktan tarafımıza gelen yazılar ve sınır kapılarına asılan afişlerimiz www.haytap.org sitesinde bulunmaktadır.

[2] Bu sitelerden en önemlilerinden biri Haytap olarak  kurulmasında destek verdiğimiz www.petshopgercegi.com ve www.haytap.org sitesindeki petshop gerçeği bölümleridir.

 

 



The english version of this text is at the below link. Please click on it.

http://www.haytap.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1099&Itemid=1571

 

opencart tema opencart temaları